1. YAZARLAR

  2. Süleyman Şahin

  3. En Büyük Kulluk Borcu: Şükür
Süleyman Şahin

Süleyman Şahin

Din Hizmetleri Uzmanı
Yazarın Tüm Yazıları >

En Büyük Kulluk Borcu: Şükür

A+A-

"Şükür"; iyilik edenin ve nimet verenin kadrini ve kıymetini bilip bunu insanlara göstermek,  iyilik ve ihsanda bulunanı övmek anlamlarına gelir. Dini bir terim olarak ise şükür, Allah’ın kullarına verdiği nimetlerin etkisinin onların dilinde övgü olarak, kalbinde sevgi olarak, organlarında da itaat etme/boyun eğme olarak ortaya çıkmasıdır.

Şükür, Kur'ân’da üzerinde en çok durulan konulardan biridir. Yetmiş beş yerde şükürden, şükretmenin öneminden bahsedilir. Şükür kelimesinin eş anlamlısı olan ve yaklaşık aynı sayıya ulaşan “hamd” kelimesi ve türevleri de eklendiğinde büyük bir yekün tutmaktadır. Şükrün Kur'ân’da bu kadar önemle vurgulanmasının sebebi, onun, iman ve tevhidin en önemli göstergelerinden biri olmasındandır. Kur'ân, sürekli olarak Allah’ın insanlara verdiği nimetlere, yaptığı bağışlara, ettiği ihsanlara dikkat çekmekte ve insanın bütün bu iyilikler karşısında minnettarlık duymasını, şükran duyguları içerisinde olmasını istemektedir. Çünkü nimete kavuşmanın, iyilik görmenin karşılığı bunu gerektirir. Bu sebeple Kur'ân şükrü, Allah'a kulluk etmenin şartı olarak belirtir: “Ey iman edenler! Eğer siz ancak Allah’a kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz rızıkların iyi ve temiz olanlarından yiyin,  ve yalnızca Allah'a şükredin.“ (Bakara, 2/172)

İnsan, Allah Teâlâ’nın yarattığı varlıkların içinde en seçkin olanıdır. Allah insanı en güzel sûrette yaratmış, onu akıl gibi üstün yeteneklerle donatmıştır. Yer ve gökleri ve bunlarda olan her şeyi ona hizmet için var etmiş ve ona sayılamayacak kadar nimet vermiştir. Allah onu, başka hiçbir varlığa bahşetmediği halifelik görevi vererek yüceltmiştir. Nitekim Kur'ân-ı Kerim’de; “(Ey İnsanlar!) Sizi yeryüzünde halifeler yapan O’dur. Artık kim inkar ederse inkarı kendi aleyhinedir. İnkârcıların inkârı, Rableri katında ancak uğrayacakları gazabı artırır. İnkârcıların inkârı, ancak ziyanlarını artırır” (Fatır, 35/39) buyurulmuştur.

Diğer taraftan onu tüm yaratıkların çoğundan üstün kılmıştır. Üstünlüğün temel göstergesi, ona verilen nimetlerin bolluğu ve büyüklüğüdür. İnsanların Allah’a şükretmelerine sebep olan bu nimetlerin bazılarını ana hatları ile şöyle sıralamak mümkündür:

 Allah insanı en güzel bir biçimde yaratmış, ona göz, kulak, kalp ve duyu organlar vermiştir. (Nahl, 16/78)

Peygamberler ve kitaplar göndererek insanlara mutluluk yolunu göstermiştir. (Bakara, 2/151-152)

Sayısız denecek kadar çeşitli gıdalar, beslenme ve barınma imkânlarını insanın hizmetine sunmuştur. (Enfal, 8/26)

Dini emirlerde kolaylık prensibini koymuş, güç yetirilemeyen emirlerle insanları sorumlu tutmamıştır. (Maide, 5/6)

Tövbe etme, bağışlanma kapılarını açmıştır. (Enfal, 8/26)

Allah'ın varlığını bilip tanıma noktasında,   kevni ayetlerin açıklaması yapılmış ve insanlara ibret alma imkânı sunulmuştur. (Maide, 5/89; A’raf, 7/58)

Bir aile yuvası içinde yaşama imkânı sağlamıştır. (A’raf, 7/189)

Şu halde şükretmek mü’minlerin en önemli özelliklerinden biridir. Çünkü şükrün başı Allah’ı bilmektir. Allah’ı Rab olarak bilen, O’nun nimet verdiğinin şuurunda olan bir kimse O’nu sevmeye başlar. Allah’ı seven O’na ibadet eder, O’na hiç bir şeyi şirk koşmayarak O’nun nimet verici olduğunu itiraf eder. Kul bu şuurla eşi ve benzeri olmayan bir Rabb'e kulluk ettiğinin, bir büyük lezzetle O'na yaklaşma imkânı bulunduğunun farkında olur. Bu nedenle tevhid, yani Allah’ı hakkıyla birlemek şükrün zirvesidir.

Allah’tan başka nimet veren yoktur. İnsan, hayatını sürdürebilmek için her zaman O’nun yarattığı nimetlerden yararlanmak zorundadır. Kul bu nimetlerin karşılığını da ancak ibadetle/kullukla yerine getirebilir.
Şükür ahlâkının Hz. Muhammed (a.s)'in hayatında en güzel bir şekilde somutlaştığını gösteren pek çok örnek bulmak mümkündür. 

Peygamberimiz geceleri ayağa kalkıp ayakları kabarıncaya kadar namaz kılardı. Hz. Aişe kendisine; Ey Allah’ın Peygamberi, Allah, işlenmiş ve eşlenmesi muhtemel günahlarını bağışlamıştır. İbadet için neden bu kadar yoruluyorsun? deyince, Peygamberimiz: Ey Aişe! Ben  şükreden  bir  kul  olmayayım  mı?” diye cevap vermiştir. (Buhârî, Teheccüd 6) Yine Peygamberimiz (a.s.), bir şeyler yeyip içtikten sonra, bu rızkı veren Allah’a hamd ve şükretmenin gereğini şöyle beyan etmektedir: “Bir kimse yemek yer de, ‘Beni yediren, kuvvet ve kudretim  olmadığı  halde  bana  rızık  veren  Allah’a hamd olsun’ derse, geçmiş (küçük) günahları bağışlanır.” (Tirmizî, Daavat 56)
İnsan, her zaman nimetlere kavuşamayabilir. Kimi zaman da bela ve sıkıntılara maruz kalabilir. Her iki durumda da insan şükrederek ve sabrederek Allah’ın rızasını kazanabilir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Mü’minin durumu gıbta ve hayranlığa değer. Çünkü her hâli kendisi için bir hayır sebebidir. Böylesi bir özellik sadece mü’minde vardır: Sevinecek olsa, şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir belâ gelecek olsa, sabreder; bu da onun için hayır olur. ” (Müslim, Zühd, 13/ 64 (III, 2295)) Duaların en güzeliyle Rabbinden istekte bulunan Hz. Peygamber (a.s), Allah’a şöyle yalvarırdı: "Allah'ım! Senden işte (dinde) sebat etmeyi, doğruluğa da azmetmeyi istiyorum. Keza nimetine şükretmeyi, sana güzel ibadette bulunmayı talep ediyor, doğruyu konuşan bir dil, eğriliklerden uzak bir kalp diliyorum. Allah'ım, senin bildiğin her çeşit şerden sana sığınıyorum, bilmekte olduğun bütün hayırları  senden istiyorum, bildiğin günahlarımdan sana istiğfar ediyorum...!”  (Tirmizî, Daavât 23, H. No:3407)

Kur’ân’dan anladığımıza göre Allah’a karşı şükür üç şekilde gerçekleştirilmektedir:

a) Dil ile şükür: Nimet sahibini anmak, O’nu övmek, O’nun nimet sahibi olduğuna iman etmek ve bunu Tevhid kelimesiyle ilan etmekle olur. Bu basit bir teşekkür ifadesi değil, dil ile şahadet getirmek, doğru sözlü olmak, Kur'ân’ı tasdik etmek, O’nu okumak ve Allah’ı çokça zikretmek ve buna benzer dil ile ilgili kulluk görevlerini yapmakla yerine getirilir. "Rabbinin nimetine (ihsanına) gelince, onu minnet ve şükranla an" (Duha, 93/11)

b) Kalp ile şükür: İmanı kalbe yerleştirdikten sonra nimet sahibinin Allah olduğunu kalp ile tasdik etmek ve kalbi onun sevgisiyle doldurmaktır. “Onlar inanmışlar, kalbleri Allah'ı anmakla huzura kavuşmuştur. Dikkat edin, kalbler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur.”  (Rad, 13/28)

c) Fiil (aksiyon-eylem) ile şükür: Beden organlarıyla nimet verene itaat etmek ve O’nun bütün emirlerini yerine getirmektir. Kısaca İslâm’ın emir ve yasaklarını her bakımdan yaşamaya çalışmaktır. Çünkü nimet vereni bilip O’nu övmek, bir anlamda O’ndan gelen her şeyi kabul etmek demektir. 

Yukarıdaki açıklamaların tamamını kapsayacak şekilde şunu söylemek mümkündür: Her nimetin şükrü kendi cinsi ile yapılır. Mesela sağlık nimetinin şükrü, kendi sağlığının kıymetini bilerek, sağlını yitirenlere yardımcı olmakla, onları ziyaret emekle, zenginliğin şükrü, mali ibadetleri yerine getirmek ve düşkünleri kollamakla yerine getirilir.
Şükrün zıddı nankörlüktür. Bu Kur'an'ın birçok ifadesinde karşımıza çıkar. Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde şöyle buyuruyor: “Öyleyse yalnız beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin” (Bakara, 2/152)

Düşünülerek yapılan şükür, bizdeki kulluk şuurunu canlı tutar. İnsanların Allah'a muhtaç olduklarını, Yüce Allah'ın ise, her şeyden müstağnî olduğunu, kimsenin şükrüne Allah'ın ihtiyacı olmadığını öğretir.

Şükreden bir kulun en güzel ölçüsü; kanaatkârlığı, başına gelenlere rıza göstermesi ve her durumda memnuniyetini belirtmesidir. Nankörün ölçüsü ise; aşırı hırslı olması, israf etmesi, saygısız bir insan olması ve haram-helâle dikkat etmeden bulduğunu yemesidir.  

Şükür, kalbimiz, dilimiz, organlarımız ve hayatımızın her anıyla yapılmalıdır. Allah’ın verdiği nimetin, yine O’nun yolunda kullanılmasından daha tabii ne olabilir ki! Bu nedenle zenginlik, makam, zekâ, sağlık, kuvvet gibi nimetleri, Allah'ın emrettiği biçimde kullanmak, verilen nimetin şükrünü hakkıyla yerine getirmek demektir.

İnsan, anne-babası başta olmak üzere, bütün insanlara da teşekkür etmek ve onlara kadirşinas olmak zorundadır. Zira insanların kendisine yaptığı iyiliklerin kıymetini bilmeyen ve onlara teşekkür etmeyenler, Allah’ın bahşettiği nimetlerin değerini ve rızık vereni de tam olarak anlayamazlar. En küçük bir iyilik yapana bile teşekkür etmeyi insanlık görevi biliyor, uzun yıllar onu unutmuyoruz. Hâlbuki bize sonsuz nimetleri karşılıksız veren Yüce Yaratıcımıza ne kadar hamd-ü senada bulunsak, yine de o nimetlerin karşılığını asla ödemiş olamayız.

Hamd etmek ve şükretmek iyimser olmaktır. Hayata güzel ve olumlu pencereden bakabilmektir. Mutlu olabilmek, mutluluk elbisesi giymektir. Şikâyetçi ve karamsar karakterlerin kararttığı kalplerin, doymak bilmeyen nefislerin, aç kurtlar gibi insanların hukukuna saldıran mütecavizlerin dünyasını ancak “şükür” aydınlatabilir.

Bütün varlıkları hizmetine sunulan insanoğlunun daha çok şükretmesi, asla nankörlük etmemesi gerekir. İman edip Allah ve Peygamberine itaat eden, İslam'ın emir ve yasaklarına uyan, malındaki fakirin hakkını veren, yakınlarını, yoksul ve muhtaçları görüp gözeten kimse, Allah'ın nimetlerine hakkıyla şükrediyor demektir. Sahip olduğu nimetleri Allah'ın verdiğini unutan, haramlara dalan, ibadetleri terk eden kimsenin nimet karşısında sadece diliyle "çok şükür", "elhamdülillah" gibi sözleri söylemesi nimete şükür için yeterli değildir.

Nimetlere şükretmenin en önemli unsuru o nimeti vereni tanımak ve Allah'ın kullarını o nimetten yararlandırmaktır. İlmi, sanatı, mesleği ve serveti ile insanlara faydalı olan kimse, kendisine bahşedilen nimetler dolayısıyla gerçek manada Rabbine şükretmiş olur.

Ne mutlu nimetlerin farkına varıp, bu nimetlerin gerçek sahibini tanıyarak O’na şükreden ve kulluğun zirvesine ulaşanlara…
 

Bu yazı toplam 223 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.