1. YAZARLAR

  2. Bülent Elitok

  3. Eğitimcilerin Ahval-ı Şeraiti - II
Bülent Elitok

Bülent Elitok

Yazarın Tüm Yazıları >

Eğitimcilerin Ahval-ı Şeraiti - II

A+A-

Geçen hafta başladığımız konuya devam ediyoruz.

Sonuçta şunu öğreniyorsunuz akademik hayatta: Hoca olmadan bir hükmünüz yok! Bu nedenle büyük uğraşlar sonucu hoca olma gayreti içine giriyorsunuz. Sizin gibi herkes de böyle. Nitekim, 12 Eylül ile tesis edilen sitem ne diyordu? Rüştünü ispatla!  Sisteme yakın birini devreye koyup torpil yap, benden biriyle bana ulaş! Yoksa Nobel alsan boş. Görünmez ama çok kuvvetli kontrol mekanizmaları var.  Siz en uçtaki halka, hocanız bir üst o şekilde dikey yukarıya kadar uzanan bir kontrol mekanizması ile yatay bir kontrol mekanizması. Yatay derken de kastım şudur:

Üniversiteler arasında bir eğitlik yok, aynı statüdeki üniversiteler arasında da bir fark söz konusu. Sözgelimi bir taşra üniversitesi ile sözgelimi bir ODTÜ bir değil. Aynı çizgideki kurumlar arasında da çeşitli özelliklerine binaen hiyerarşik üstünlük. Dikkat edelim, bilimsel üstünlükten bahsetmiyorum. Elbette kaynak ayrılması da buna göre olmaktaydı.  Kısacası nasıl ki, siz kısıtlanmış bir halde idiyseniz bir birey ve zurnanın son deliği olarak, aslında size çok büyük gelen üniversitenizden daha büyük filler de vardı. Onu da öğreniyordunuz. Nitekim üniversitelerle ilgili kararlarda bazen sadece bu fil üniversitelerin sözü geçiyordu. Örneğin, yardımcı doçentlik 12 yıl ile sınırlandırılsın, sonra bu emek veren arkadaşlar doçent olmadıysa (devlet masraf etti, bu insanlar emek harcadı bakan yok) bu süre zarfında atılsın gitsinler gibi (Şükürler olsun ki, bu değişti sonradan). Yani değerli dostlar, her kurum ve kuruluşta olduğu gibi, tepeden tırnağa birbirini kontrol eden mekanizma. Aman vatandaş kafasını kaldırmasın.  Vatandaşından korkan bir devlet vardı bir zamanlar. Onu sımsıkı gözetleyen, kontrol eden.  Ee ne dedik?! Deveden büyük fil var elbet!

Büyüğün büyüğü ve her şeyi kontrol eden bir siyasi erk var üstte elbet. Onlar üniversiteyi de kontrol etmekteydiler pek çok kurum gibi. Doçentlik sınavımdan haksız yere bırakıldığım için (hala böyle düşünüyorum) mahkemeye vermiştim jüriyi. Mahkeme beni haksız görmüştü. Geçenlerde karıştırırken eski evrakları bir de ne göreyim, olumsuz karar veren hakimlerin 2 tanesi CHP'den milletvekili adayı, birisi de paralelden meslekten men edilmiş. Ben de bu mükemmel çarka çomak sokmuşum, güya verirken de dosyama güvendiğim için sonucu olumlu bekliyorum kendimce.  Yani diyeceğim o ki dostlar, çok değil yaklaşık 40 yıl önce tesis edilen bir sistem, çok olumlu mesafeler kat edilmesine rağmen, eğitim sistemimizde etkilerini sürdürmektedir. Hala o sistemin itaatkar hocaları eğitim sistemi içerisindedir.

Hala bir şeylerin önünü kesme hevesinde olan, kolaylaştırmayan ama zorlaştıran çok sayıda eğitimci var. Hala devletçiliği, milliyetçiliği farklı yorumlayan, dünyadaki gelişmelere ve teknolojideki gelişmelere rağmen milim oynamayan eğitimciler var. Üniversitelerimizde var. Bunlar işte milli eğitimimiz katılacak öğretmenlerimize hala ders vermekte, o körpecik gençleri yetiştirmekte ve şekil vermekteler. Kısacası 12 Eylül sistemi bir yalaka ve itaat grubu akademisyen yetiştirdi.

Bu kadrodan çok sayıda akademisyen hala "hoca" ve hala genç insanların genç dimağlarına şekil vermekteler. Şekil verilen genç öğretmenlerimiz ise maalesef bugünkü çocuklarımızı yetiştiriyorlar. Dünyadaki gelişmelere karşı elbette bizde de olumlu değişimler olmakta, ancak olması gerektiğinden çok yavaşça. Sistem içerisinde sistemi yavaşlatan "takozlar" nedeniyle.  

Ne yazık ki, bu haksız tutumlar sadece akademik statü çıkılırken değil, özlük hakkınız olan kadronuzu alırken de yaşadığınız şeylerdi. Yani sizi, idealleri olan bir insanı, üniversiteye girdiğine pişman eden bu insanlık dışı sistem, siz bilimsel çalışmalarınızla örneğin doçent, profesör unvanını hak etseniz bile kadronuzu vermeyerek, idari açıdan da önünüzü kesmekte, milli bilimin gelişmesini engellemektedir. Teröriste, haine elbette kadro verilmez, ancak hak edene hakkını vermek, hem de alın teri kurumadan, dinimizin şiarıdır.

Saygıdeğer Cumhurbaşkanımızın işaret ettikleri eğitimdeki başarısızlığın köklerinin üniversitedeki eğitimi de ele alarak incelemek, başarılı olmak için elzemdir. Eskisine göre oldukça önemli adımlar atılmasına rağmen, hala milli eğitimin önündeki engellerin en önemli simaları üniversal eğitimde görevlerine ve sistemi tıkamaya devam etmektedirler. Statükocu bu dinazorların eğitim sistemimizden elleri çekilmedikçe, biz yavaş gelişmeye devam edeceğiz. Amacım kurumlarımızı elbetteki yıpratmak değil, olamaz da, amaç daha iyi bir eğitim sistemimiz için gemide gördüğümüz deliklere dikkat çekmek. Amaç daha güçlü Türkiye, amaç milli ve önü açık eğitim.

Allaha emanet olun, görüşmek dileğiyle.

Bu yazı toplam 1045 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.