1. YAZARLAR

  2. M.Mustafa Başyiğit

  3. Dokunulmaz Olmanın Dayanılmaz Hafifliği
M.Mustafa Başyiğit

M.Mustafa Başyiğit

Türkçe Öğretmeni
Yazarın Tüm Yazıları >

Dokunulmaz Olmanın Dayanılmaz Hafifliği

A+A-

  Değerli okur;

Çocukluğumda, bir televizyon kanalında yayınlanan “Dokun Bana” adında bir yarışma programı vardı. Bu yarışmada yarışmacılar, gıcır gıcır bir arabanın etrafına toplaşıp bu arabaya saatler, hatta günlerce dokunarak, arabaya dokunan en son kişi olup arabayı kapmaya çalışıyorlardı. Arabanın bu durumlardan haberi yoktu tabi. O, yalnızca bir nesne, hak edenin kazandığı bir metadan ileri gitmeyen bir şeydi işte.

Ben de kendimi, bu yarışmada ortaya konulan ve her dileyenin dokunabildiği bir nesne gibi hissediyorum çoğu zaman. Çok iyi biliyorum ki çoğu görme engelli birey de benim hissettiklerime benzer şeyler hissediyordur. Neden mi?

“Kişisel alan” kavramını duymuşsunuzdur. Duymamış olsanız bile bu kavram, günlük hayatta çoğu durumda kendine kendiliğinden yer bulur. Tanımadığımız, az tanıdığımız, iş ortamını paylaştığımız, yani aramızda tam bir samimiyet bağı bulunmayan insanlarla sözlü iletişime geçerken aramızda bir mesafenin olmasını isteriz. Bu mesafe, kendimizi güvende hissetmemiz ve rahat ifade edebilmemiz için gereklidir. Bu mesafe bir ya da bir buçuk metre civarıdır.

Şimdi düşünün ki yolda giderken bir erkek veya bayan yanınıza yaklaştı ve size bir adres sormak istiyor. Siz de “sevaptır” deyip durdunuz ve dinliyorsunuz. Ne var ki bir sorununuz var. Karşınızdaki kişi size çok fazla yaklaşıyor. Soluğunu yüzünüzde hissediyor, yaptığı el işaretlerinin her an bedeninize dokunacağından korkuyorsunuz. Ne yaparsınız? Kendinizi geri çekme ihtiyacı duyar ve karşınızdaki zatı muhteremin ihlal ettiği kişisel alanı yeniden temin etmeye çalışırsınız değil mi?

Karşınızdaki ısrarcı olmaya ve size yaklaşmaya devam ederse “kısa kes, Aydın havası olsun” falan diyerek bir an önce olay yerini terk etmek ve bu can sıkıcı durumdan kurtulmak istersiniz. Hatta, benim gibi tahammül seviyesi düşük bir insansanız tepkinizi dahi koyabilirsiniz.

Peki, kişisel alanınızı ihlal eden bu işgalci kuvvet, kendinde bulduğu cürretle size dokunursa… Yaptığı el kol hareketleri bedeninize dokunuyorsa ve hatta direk size dokunmak için harekette bulunuyorsa… Artık ne yapardınız diye sormama gerek kalmadı sanırım. Bu kabul edilemez durum karşısında kesinlikle bir tepki gösterirdiniz değil mi?

İşte bir örnekle açıklamaya çalıştığım bu kişisel alan kavramını hayatımızın her yerinde kullanmaya çalışır ve kendi sınırlarımız içinde rahat etmeyi hedefleriz.

Peki, ya bir görme engelliyseniz!!!
Görme engelli bir erkek veya bayansanız vay halinize. İnsanlar sizinle iletişime geçtiklerinde genellikle sizin kişisel alanınızı da yok sayıp, iletişimin tüm boyutlarını kendileri yönetmeye çalışırlar. Sizi bir birey olarak değil de sanki bir nesne olarak görür ve bu şekilde yaklaşırlar. Bunu sokaktaki insan, mağazadaki tezgahtar, çalıştığınız kurumdaki meslektaşınız, amiriniz, kurumdaki görevli hizmetli dahi kolaylıkla yapabilir. 

Durakta bekliyorsunuzdur. Birinden yardım istemiş veya kendi imkanlarınızla gelecek olan otobüse bineceksinizdir. Sonra hiç beklemediğiniz bir anda bir parmak omzunuza, hatta göğüs kafesinizi delercesine kaburgalarınıza saplanıverir. Hani, ölüyü dürtsen böyle “Ne oluyor kardeşim?” deyip dirilir, gerisini siz tasavvur edin. Sonra bu parmağın sahibi konuşur, karşıya mı geçecen hemşerim? Hiç konuşmadan direk karşıya geçirmeye çalışanı da az rastlanır değildir hani.

Yolda yürüyorsunuzdur. Düşüncelere dalmış veya etrafı dinliyor huzur içerisinde varacağınız yere ilerliyorsunuzdur. Sonra birden bir beden sol tarafınıza yanaşır ve bir kol omzunuza atılır. Sizinle yürümeye ve sohbet etmeye başlar. Omuz silker, sıyrılmaya çalışırsınız. Bedeninize abanan bu yabancıdan kurtulmak istersiniz. Bu çabanız yüzünden çoğu zaman azarlandığınız bile olur. Karşınızdaki size yardımcı olmaya çalışan masum bir insan, sizse değer kıymet bilmeyen kompleksli bir kör olur çıkarsınız.

İş ortamındasınızdır. Çalıştığınız odaya amiriniz girmiş ve çalışanlarıyla “bey, hanım efendi” gibi ifadeler kullanarak ve kişisel alanı muhafaza ederek iletişim halindedir. Sonra sizinle iletişime geçer ve ses tonu değişir. Diğer çalışanlarının hiçbirine yapmadığı bir muameleyi size kolaylıkla yapabilir. Yanınıza gelip yanağınızdan bir makas alabilir, hatta bütün şefkatiyle başınızı okşayabilir.

İnsanlar size yaklaşırken sizin hakkınızda bir karar verirler genellikle. Bu kör, kesin şu tarafa gidiyor, gitse gitse şuraya gidiyordur gibi bir kalıp düşünceyle yaklaşırlar size. Sanki o ana kadar sağ ve sol kolunuzda birer melek varmış da sizi ayakta tutuyormuş, o şahsın kendisi gelince o melekler sizi o adama devretmiş gibi kolunuza girerler ve ayakta durmaktan aciz bir insanmışsınız gibi sizi bütün güçleriyle yukarı doğru kaldırırlar. Bu kuvvet karşısında yer çekimi de halt etmiştir.

Bir merdiven inerken ya da çıkarken ani bir el kolunuza yapışır ve yine sizi karşı konulmaz bir güçle yukarı doğru çeker. Sanki bu çekiş kuvveti olmasa siz bu merdivenleri çıkamayacaksınızdır. İşin en komik tarafı da sanki sizi o ana kadar oraya birileri getirmiştir de bu kişi nöbeti devralmazsa olduğunuz yere yığılıp kalacakmışsınız gibi telaşla ve koşa koşa size gelip “Dur, merdiven var.” Demeleridir. Bu cümleyi duyduğunuzda merdiveni yarılamış olmanızın hiçbir önemi yoktur oysa.

Örnekleri o kadar çoğaltabiliriz ki burada sütunlar yetmez. Abarttığımı da düşünmeyin sakın. Bu tür durumlar, günlük hayatımızda sık sık karşılaştığımız durumlar ne yazık ki. Bu tür muamelelerle karşı karşıya kalmak için erkek ya da bayan olmanızın pek bir önemi yoktur. Size dokunan kişinin karşı cins ya da hemcins olmasının da bir önemi yoktur. Yine de bu tür muamelelerle karşı karşıya kalan bir bayan olduğunuzu düşünebildiniz mi?

Bu yazımı okuduktan sonra “kişisel alan” kavramının ne denli önemli bir kavram olduğunu daha iyi anlamışsınızdır muhtemelen. Hele hele, kendinizi anlattığım hikayelerdeki kişisel alanı ihlal edilen insanların yerlerine koyduğunuzda…

Birinin teklifsizce bana dokunmasından nefret ettiğimi de satır arasında belirtmeliyim ki bu tür durumlarla karşılaştığımda nasıl da sinirlendiğimi ve kendimi kötü hissettiğimi hayal edebilesiniz.

Peki, nasıl olmalı? 
Çok basit değerli okurum. Bir görme engelliyle iletişime geçmek istediğimizde bunu sözlü olarak ifade ederek işe başlamalıyız. Herhangi bir yardıma ihtiyacı olup olmadığını, ne tarafa gitmek istediğini, yol kenarındaysa karşıya geçmek isteyip istemediğini sormak gibi… Bir şekilde birlikte yürümemiz ya da bir tarafa yönlendirmemiz gerekiyorsa koluna girmek için izin istemek çok zor olmasa gerek. Zaten biz görme engelliler için kural: Birlikte yürüdüğümüz kişinin kolundan tutarak ilerlemektir.

Görme engelli kişilerin de bir birey olduğunu ve kişisel alanlarını ihlal etmememiz gerektiğini lütfen düşünelim.
 

Bu yazı toplam 694 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum