1. YAZARLAR

  2. Eyüp Kurt

  3. Dilin Cinayeti: İftira
Eyüp Kurt

Eyüp Kurt

Yazarın Tüm Yazıları >

Dilin Cinayeti: İftira

A+A-

İftira, hem bireysel hem de toplumsal bir rahatsızlıktır. İnsanın yaratılışından bu güne en çok Allah’a olmak üzere, geçmişte pek çok peygambere ve salih kimselere çeşitli iftiralar atılmıştır.

Kur'an'da iftira sözcüğü, “Allah hakkında yalan uydurma, O'nun birliği, yetkinliği ve aşkınlığı ile bağdaşmayan iddialar ileri sürme” mânâsında kullanılmıştır.  Bazı âyetlerde de; “putperestlerin putların tanrı olduğu inancını uydurmaları  ve Allah'a isnat ederek kendi kafalarından hükümler koymaları  anlamında yer almıştır.

İftira, toplumun maneviyatını dinamitleyen, dostlukları yıkan, yuvaları darmadağın eden, insanların işlerini, itibarlarını, istikballerini karartan, hatta bazen hayatlarını kaybetmelerine  sebep olabilen, adeta dil ile işlenen bir cinayettir. İftira sonucunda insanlar arasında kin ve nefret duygusu çoğalır, toplumsal çözülmeler baş gösterir.

Allah Resülü, müslümanları sosyal bir hastalık olan iftira konusunda uyarmış; özellikle İslâm'a yeni giren erkek ve kadınlarla biat yaparken, toplumsal ve siyasî prensipler yanında, iftira etmemek üzere de söz almıştır. 

Hz. Ayşe annemize iftira atılmasını müteakiben yaklaşık bir aylık sürenin sonunda Cenab-ı Hak gönderdiği ayetlerde şöyle buyuruyordu: “O ağır iftirayı uyduranlar, sizin içinizden bir güruhtur. Bu iftirayı kendiniz için kötü bir şey sanmayın. Aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her biri için, işledikleri günahın cezası vardır. İçlerinden (elebaşılık ederek) o günahın büyüğünü üstlenen için ise ağır bir azap vardır. Bu iftirayı işittiğiniz zaman, iman eden erkek ve kadınlar, kendi (din kardeş)leri hakkında hüsn-i zan besleyip de 'Bu apaçık bir iftiradır.' deselerdi ya! Onlar (iftiracılar) bu iddialarına dair dört şahit getirselerdi ya! Mademki şahit getirmediler; işte onlar Allah yanında yalancıların ta kendileridir. Eğer size dünya ve âhirette Allah'ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız bu iftiradan dolayı size mutlaka büyük bir azap dokunurdu! Hani o iftirayı dilden dile dolaştırıyor; hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyleri ağzınıza alıp söylüyor ve bunu önemsiz bir iş sanıyordunuz. Halbuki bu, Allah katında büyük bir iştir. Bu iftirayı işittiğiniz vakit, 'Böyle sözleri ağzımıza almamız bize yaraşmaz. Hâşâ! Bu çok büyük bir iftiradır.' deseydiniz ya! Eğer inanıyorsanız, bu gibi şeylere bir daha ebediyen dönmemeniz için Allah size öğüt veriyor. Allah size âyetleri açıklıyor. Allah her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. İnananlar arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya; onlar için dünya ve âhirette elem dolu bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz. Allah'ın lütfu ve rahmeti sizin üzerinize olmasaydı ve Allah çok esirgeyici ve çok merhametli olmasaydı (hâliniz nice olurdu)?”  

Ayetlerde iftiranın büyük günah olduğu ve bu günahı işleyenlerin âhirette azaplarının da büyük olduğu bildirilmiş; ayrıca bir kişi hakkında ortaya atılan iddialara hemen inanılmamasının  gereği üzerinde durulmuştur.

Yukarıdaki âyetler inince müslümanların içine sızmış bulunan bir kısım münafıkların maskeleri düşmüş, nefislerine yenilen veya dedikoduya prim veren birkaç müslüman da büyük bir imtihandan geçmiş, sonra tevbe ederek temizlenmişlerdir. Bazı rivayetlerde ifade edildiğine göre de iftiracılara ceza uygulanmıştır. 

Lakin ayette de belirtildiği gibi, iftira olayı derin üzüntülere mâl olmakla birlikte mânevî getirisi açısından da müminler hakkında hayırlı olmuştur. 

Rabbimiz; “bu günahı işleyenlerin dünya ve âhirette lanetlenenlerden olacağını ve hesap gününde dilleri, elleri ve ayaklarının aleyhlerinde şahitlik edeceğini bildirmiştir”.  Nitekim hassas olunmadığı takdirde, herkes aleyhine gelişigüzel ithamlar yapılabilir ve bunun sonucunda ithama uğrayanların şahsiyetleri rencide olabilir. Ayrıca “bu günaha bulaşanların, bir daha yapmamak üzere tevbe etmeleri ve kendilerini düzeltmeleri hâlinde Allah'ın kendilerini bağışlayacağı da bildirilmiştir”  lakin bu büyük günahın kul hakkına girdiği de unutulmamalıdır. 

Atılan iftiralar, hem şahsa hem de onun yakın ve uzak çevresine  zarar verir ve şahsiyetlerini rencide eder. Dahası, iftira edilen kimse hakkında kötü zan beslenmesine, bazen de cinayetle sonuçlanan aşırı tepkilere sebep olabilir. Nitekim hiç suçu olmadığı hâlde, iftiraya kurban giden kimselerle ilgili haberler, bu gerçeği gözler önüne sermektedir. İftira ve gıybet hastalığına yakalananların empati kurarak hareket etmeleri gerekir. 

Yine Rabbimiz “Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.”   buyurarak, asılsız haberlerin arkasına düşüp bunlara doğruymuş gibi muamele etmeyi yasaklamış, fâsık bir kimsenin taşıdığı habere inanmadan önce araştırma yapılmasını emretmiştir.  Resûlüllah Efendimiz de, “Kişiye, işittiği her şeyi anlatması yalan olarak yeter!”   buyurarak ortalıkta dolaşan her söze itibar edilmemesi ve her işitilen sözün aktarılmaması gereğine işaret etmiştir. İftira ve benzeri kötü davranışlara tepki göstermek, hem iftira edilen şahsın haysiyetini korumak hem de olabileceklerin önüne geçmek bakımından elzemdir. 

Kişinin yapmadığı bir işi o kimseye isnat etmek, Allah katında çok büyük günahtır. Nitekim Cenâb-ı Hak, “Mümin erkek ve kadınlara işlemedikleri şeyler yüzünden eziyet edenler, doğrusu bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.”   buyurmuştur. Buna göre mümin olup kurtuluşa erebilmek için, yüzde yüz emin olmadığı konularda konuşmamak elzemdir.

Diğer taraftan kişinin işlediği bir günahı, suçsuz birinin üzerine atması da Kur'an'da iftira olarak nitelendirilmiş ve bunun da büyük bir günah olduğu belirtilmiştir.  

Dünya ve ahretteki karşılığı düşünüldüğünde, iftira atabilmek büyük bir vebale cesaret etmek, iki cihanı heba etmeyi göze alabilmek ve Cenab-ı Allah’ı karşısına alarak, bile bile kendi kendini mahfetme akdini adeta imzalayabilmektir.
İftira itham ve karalamaların genellikle sebebi; rekabet duygusu, çekememezlik, kıskançlıktır. Nefsî arızalarının tedavisini önemsemeyip, şeytanla dost olmayı tercih edenlerin bu çirkin aklakları ile verdikleri zarar,belli bir çevreyle sınırlı kalmamakta, basın ve yayın yoluyla bazen uluslararası düzeye kadar ulaşabilmektedir. Oysa bir iftira ne kadar çok yayılırsa, vebal, sorumluluk ve günahı da o nispette artmış olur.

SEVAP TARLASININ KÖSTEBEĞİ HASET

Haset kuyusuna düşenler, genellikle kendilerine rakip olarak gördükleri kimseleri küçük düşürmek için iftiraya başvururlar. Halbuki bu kötü ahlak, öncelikle sahibine zarar verir. Bunun için Allah Teala; “hasetçinin şerrinden kendisine sığınılmasını” öğütlemiştir.  Kişinin içinde bulunduğu duruma razı olup hâline şükreder bir duruma gelene kadar tedavi süreci devam ettirilmelidir. Elbette dünya hayatı bir imtihan yeridir ve herkese farklı nimetler verilip, imtihan için ömrün değişik zamanlarında geri alınabilmektedir. Bu yüzden kul, elde olmayan hususlarda Allah'ın takdirine rıza göstermeli,sabretmeli, mevcut nimetlerin kıymetini bilmelidir.

GÖNÜLLERİN KAN KAYBI KÖTÜ ZAN

Atılan bazı iftiralar da, maalesef zanna dayalıdır. Zan ise, kesin bilgi olmadan tahminde bulunmak ve buna bağlı olarak hüküm vermek demektir. Rabbimiz müminleri zandan sakındırmış ve bir kısım zanların günah olduğunu vurgulamıştır.  Burada günah olduğu ifade edilen zan, kötü zandır. Peygamber Efendimiz de aynı şekilde, “Zandan sakının. Çünkü zan sözün en yalanıdır.”   buyurarak, iman edenleri kötü zan ve iftiradan sakındırmıştır.

Sonuç olarak iftira, hem ferdi hem de toplumu rahatsız eden, insanlar arasındaki sevgiyi bitiren, bağları koparan, nefret ve düşmanlıklara yol açan büyük bir günahtır. İslâm dini insanların şeref ve haysiyetini korumayı ilke edindiğinden her türlü iftira, karalama, töhmet altında bırakma, çamur atma ve ithamı yasaklamıştır. Söylenen her söze inanmamak, iftiracılara tepki göstererek iftiranın yaygınlaşmasına mani olmak gerekir. Mümin (Allah’ın ve kulların güvendiği kişi olmak) kolay değildir. Mümin iki yüzlülük yapmaz, yalan söylemez iftira atamaz çünkü her an Rabbinin kendini gördüğünün bilincindedir ve ahiret inancı, yalnızca dilde değil, amelinde de bellidir. İnanıyor “muş!!!” gibi yapmaz, “her tarafı idare edeyim şirin gözükeyim” derdine düşmez. Yalnızca Rabbine şirin gözükmeyi dert edinir ve safı bellidir. Bu yüzden müminler kurtuluşa erenlerdir. 

Âl- İmran, 3/94, En’am, 6/21,93,144
2 En’am, 6/24, Âraf,7/53
3 En’am, 6/138-140
4 Mümtehine,60/12, Buhari, Tevhid,31, Nesai, Biat,18
5 Nur,24/11-20, Ebu Davud ,Hudud,34
6 Ebu Davud, Hudud,34
7 Nur,24/11
8 Nur,24/23-24
9 Nur,24/5
10 İsra,17/36
11 Hucurat,49/6
12 Müslim, Mukaddime,5
13 Ahzab,33/58
14 Nisa4/112
15 Felak,113/5
16 Hucurat,49/12
17 Buhari,Edeb,58; Müslim,Birr,28
 

Bu yazı toplam 2257 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar