1. YAZARLAR

  2. Ebubekir Çetiner

  3. Çanakkale Ruhunu Günümüze Taşımak
Ebubekir Çetiner

Ebubekir Çetiner

Yazarın Tüm Yazıları >

Çanakkale Ruhunu Günümüze Taşımak

A+A-

18 Mart Çanakkale Zaferinin yıldönümü ve şehitler haftası olması sebebiyle Çanakkale’de göstermiş olduğu üstün başarıdan söz etmeye, bu yüce duyguları anlamaya, anlatmaya çalışacağız. Öncelikle şu hususu aktarmak isterim ki; Çanakkale ruhunu iliklerine kadar yaşayan usta bir kalem olan Mehmet Akif'in dediği gibi Çanakkale tıpkı, Bedir, Uhud, Hendek, Malazgirt ve Kurtuluş Savaşlarıyla aynı ruhun eseridir.

“Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!     Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı, değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhid’i…         Bedr’in arslanları ancak bu kadar şanlı idi…
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?      “Gömelim gel seni tarihe!” desem, sığmazsın.
Sen ki, asara gömülsen taşacaksın… Heyhat,     Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,         Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.”  

İnsana verilen en kıymetli nimetlerin başında, hayatı gelmektedir. İnsana sunulmuş bu hayat din, vatan, millet, bayrak, namus gibi millî ve manevî değerlere adanması ise, dünya ve âhiret için feda edilmesine şehitlik denir. Dinî bir terim olarak şehid; "Allah'ın rızasını kazanmak için O'nun yolunda savaşırken öldürülen müslüman" demektir. Ona bu ismin verilmesinin sebebi, cennetlik olduğuna şahitlik edilmiş olması veya onun Yüce Allah'ın huzurunda yaşıyor bulunması yahut ölümü sırasında meleklerin hazır bulunması yahut ta ruhunun doğrudan doğruya Daru's-Selâm'da (Cennet'te) bulunması veya Allah tarafından çeşitli mükâfatlarla mükâfatlandırılmış olmasıdır.(Turgay, Nureddin, ŞİA, "Şehid" Md.)

Yapılan işler önemlerini güttükleri hedeften alırlar. Gerçekleştirilmek istenen işin önemi ve büyüklüğü, işe ve onu yapan kişiye yansır. “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” Din, mukaddes değerler ve -değerlerin yaşandığı toprak olduğu için - vatan uğrunda canını feda eden Müslüman, Allah katında peygamberlik mertebesinden sonra en büyük beşeri mertebe olan şehitlik mertebesini kazanırlar. Sevgili Peygamberimiz: "Şehid cennettedir." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 22278) buyurmuştur. Allah (cc) "Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma bilakis onlar diridirler. Rableri katında Allah'ın lutfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak, rızıklandırılırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiç korku olmayacağına ve üzülmeyeceklerine sevinirler." (Al-i İmran, 3/169-170) buyurarak şehitlerin cennette büyük bir saygınlıklar ve ikramlar içinde olduklarını bildirir.

Resûlüllah (sav): "Kudret ve iradesiyle yaşadığım Allah'a yemin ederim ki, Allah yolunda savaşıp öldürülmeyi, sonra tekrar dirilerek savaşıp tekrar öldürülmeyi, ardından yine dirilerek savaşıp yine öldürülmeyi arzu ederdim." (Buhari, Cihad, 7) demiştir. Yine Hz. Peygamber (s.a.s.) buyuruyor: "Yeryüzündeki her şeye sahip olsa da, cennete giren hiç kimse tekrar dünyaya dönmek istemez. Ancak şehit, gördüğü hürmetten dolayı dünyaya dönmeyi ve on kere şehit olmayı arzu eder."( Buhari, Cihad, 21)

Çanakkale destanında ders alacağımız birçok ibretlik olaylar zuhur etmiştir ki burada onlara yer vermek gerekir. Çanakkale Muharebesi günleriydi. Rumeli Mecidiye Bataryası düşman gemilerinden yapılan bombardımanlarla sukut etmişti.Raporu alan Müstahkem Mevkii Kumandanı Cevat Paşa, Çimenlik İskelesi’nden motoru ile bataryaya geçti. Durum vahimdi. Bir top hariç diğerleri kullanılmaz hâle gelmiş, personelin çoğu şehit olmuştu. Bunlardan kimisi canlı canlı toprak yığınları altında kalmıştı. Yaşayanlar da yaralıydı. Paşa, biraz ileride yere uzanmış, nefes alıp veren bir erin yanına yaklaştı, şefkatle: “-Evlâdım yaralı mısın?” diye sordu. O yiğit Mehmetçik, vakur bir şekilde: “-Hayır kumandanım!” dedi.

Cevat Paşa, biraz daha dikkatle bakınca yaralı askerin gözlerinin görmediğini anladı ve: “-Evlâdım, gözlerin!..” diye bir şeyler söyleyecek oldu, fakat o fedâkâr, mübarek vatan evlâdı, hâlinden memnun şekilde şöyle dedi: “-Üzülmeyin kumandanım; gözlerimi, göreceklerimi gördükten sonra kaybettim…” 
Bu sözlerdeki muazzez rûh ve şuur, Paşa’yı ağlattı. O yiğidin, göreceklerimi gördüm dediği, İngiliz zırhlısı Queen Elizabeth’e iki isabet kaydedilmesiydi.

İşte bu rûhtur ki, Çanakkale’yi ölümsüzleştirmiş ve 1914-1915 Çanakkale muharebelerinde Müslüman Türk milletine bir değil, iki zafer birden kazandırmıştır. Bunlardan biri, düşmana karşı zahiren kazanılan zafer; ikincisi de ruh ve mânâ, fazîlet ve fedâkârlık, dîn, îmân ve vatan sevgisi hususlarında gösterilen eşsiz zaferdir. Nitekim yukarıdaki misâlde o yiğit Mehmetçiğin düşman hücumları esnasında gözleri kör olmasına rağmen kendisini düşünmeyerek «Yaralı değilim!» demesi, onun gönlüne hâkim olan rûhu pek bariz bir şekilde aksettirmektedir. (Çanakkale'yi Ölümsüzleştiren Ruh, Altınoluk Dergisi,  Sayı: 181, Sayfa: 028)
İstiklâl şairi merhum Âkif bu rûhu ne güzel anlatır:

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından,          
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat îmân? 
Âsım’ın nesli.. diyordum ya.. nesilmiş gerçek, 
İşte çiğnetmedi nâmûsunu çiğnetmeyecek! 
Şühedâ gövdesi, bir baksana dağlar, taşlar,         
O rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar… 

İngiliz Ordu Kumandanı Orgeneral Hamilton’un:“Bizi Türkler’in maddî gücü değil, mânevî gücü mağlûb etmiştir. Çünkü onların atacak barutu bile kalmamıştı. Fakat biz, gökten inen güçleri müşâhede ettik!..” şeklindeki itirafı da bu gerçeği sergilemektedir. 

Bu ilâhî yardımı hissedip dile getirenlerden biri de Churcill’dir. Churcill, muhârebe sonrası niçin mağlûb olduğu sebebiyle muhâkeme edilirken itâb edici ağır suâller karşısında iyice darlandığı bir sırada mahkeme hey’etine şöyle haykırmıştır: “Anlamıyor musunuz, biz Çanakkale’de Türkler’le değil, Allâh ile harbettik!.. Tabiî ki yenildik…” Bu da gösteriyor ki, Çanakkale’yi ölümsüzleştiren rûha sahip olan kahraman ordumuz, Allâh’ın yardımına mazhar olacak bir ilâhî gönül taşıyordu. 

Bir Alman subayının tespitlerine kulak verelim: "Bu ağır sınama döneminde Türklerle birlikte hareket eden herkes, bu sessiz kahramanlık karşısında sınırsız saygı ve hayranlık duyar ki, o dürüst Anadolu insanına karşı bu duyguyu düşmanı bile esirgemeyecektir. Burada, diğer kültürlü uluslar tarafından şüphesiz gözlemlenen ama ruh dünyalarında kavranamayan bir "dine kendini adayış'' Türklerde açığa çıkmaktadır ve bu; aynı şeyin başka ulusta benzer ölçüde görülemeyeceği bir ruh halidir. Her halükârda Türk insanı gücünü bu özelliklerinden almaktadır."(Carl Mülhman, Bir Alman Subayının Notları, Timaş, s. 164-165;)

Çanakkale bu ruhla kazanıldı. “Çanakkale ruhu” ancak bu duygu bütünlüğü anlaşılabilirse anlam bulur. Şehitlikte yatan Arnavut, Arap, Türkmen, Kürt, Laz, Boşnak, Çerkez, Filistinli, Hintli şehitlerimizin davası, yani “Çanakkale ruhu” İslam ümmetinin kardeşliğiydi, zalime boyun eğmemesiydi ve her şeyden öte evrensel mesajlara sahipti. Çanakkale’yi ‘Çanakkale’ yapan emperyalistler değildir. Çanakkale’yi ‘Çanakkale’ yapan, onlara karşı gelen bu asil ruhtur. O öyle bir ruhtur ki; madde ve teknoloji; inancın, imanın ve azmin karşısında yenik düşmüştür. Çanakkale savaşları, İstiklal Savaşı’na cesaret ve ruh vermiştir.

Zannetme ki ecdadın asırlarca uyudu
Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu?
Üç kıtada yer yer kanayan izleri şahid,
Dinlenmedi bir gün o büyük şanlı mücahid.

Çanakkale Savaşı milletimizin var olup-olmama savaşıydı. Bu savaş bütün dünyaya “ÇANAKKALE GEÇİLMEZ” dedirterek zaferle sonuçlanmıştır. Dün ecdadımız kendisine düşen vazifeyi birçoğu 13–14 yaşlarında, bugün çocuk olarak kabul ettiğimiz yüz binlerce şehit vererek yerine getirmiştir. Vatanı sevmek, düşmanlara onu terk etmemek, kendisine gelecek her türlü zarara karşı gerekli tedbirleri almak ve gerektiği zaman onun için canını vermek kutsal bir vazifedir. bu topraklara mahrem elini değdirmektense ölmeyi şeref sayarak şehitliğe sevinçle uçmuşlardır.

Canlarını ortaya koyarak bizlere bu vatanı emanet eden tüm şehitlerimize ve gazilerimize minnet borcumuz vardır. Onların bu fedakârlığını unutmamak ve emanetlerine sahip çıkmak vazifemizdir. Onların, din, iman vatan ve millet için mücadele ettiklerini de nesillerimize öğretmeliyiz. Onları her zaman hayırla, minnetle ve muhabbetle anmalıyız. 

Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!

Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın inşallah.

Bu yazı toplam 2107 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar