1. YAZARLAR

  2. Ebubekir Çetiner

  3. Cami, Şehir ve Medeniyet
Ebubekir Çetiner

Ebubekir Çetiner

Yazarın Tüm Yazıları >

Cami, Şehir ve Medeniyet

A+A-

İslam’da hayatın, şehrin ve medeniyetin merkezinde cami vardır…

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) ile beraber kısa sürede bütün dünyayı etkileyen, Medine’den medeniyete uzanan İslam düşüncesinin anlaşılması için, cami, şehir ve medeniyet kavramlarının doğru anlaşılması oldukça önemlidir.

İslam’da hayatın, şehrin ve medeniyetin merkezinde cami vardır. Cami bireyin inanç dünyasından toplumsal ilişkilere, kulluk, sorumluluk ve güzel ahlak bilincinin oluşmasından hukukun inşasına, eğitimden iktisada, aileden çevreyle ilişkilere, hayatın bütün alanlarına yönelik değerlerin köklerinin birleştiği mekândır.

Peygamber efendimiz henüz hicret yolundayken, ilk fırsatta Kuba’da yapımında bizzat kendisi de çalışarak bir mescid inşa etmiş, Medine’ye hicretle birlikte, Mescid-i nebi’nin temelini atmıştır. Böylece kurulacak şehirler için cami merkezli bir şehir modeli ortaya koymuştur. Mescid-i nebinin fonksiyonlarına baktığımızda; eğitimden iktisada, bireysel, toplumsal ve idari bütün işlerin mescid içinden yürütüldüğünü görmekteyiz. Nitekim İslam’ın en güzide topluluğu olan sahabe nesli bu mescitten yetişmiştir.

Camiler bir İslam beldesinin en somut şiarıdır…

Kubbesiyle Müslüman yürekleri  “tevhid” eden; Minberi ve kürsüsüyle ilmi, hikmeti haykıran; Mihrabıyla yüzleri ve gönülleri Allah’a döndüren; Minareleriyle şehirlerin şahadet parmağı olan camiler bir İslam beldesinin en somut şiarıdır.

Cami hem fiziki yapısı ve varlığı, hem de fonksiyonları ve temsil ettiği değerler açısından İslam toplumunun ve düşüncesinin merkezidir. İslam inancının önemli merkezlerinden biri olan cami, şehrin merkezinde yer alırken etrafında medrese, şifâhâne, imâret, çarşı, han, hamam ve çeşme gibi yapılar teşekkül ettirilmiştir.

İslam medeniyeti cami merkezli bir medeniyettir. Öyle ki cami, şehrin etrafında şekillendiği, bütün cadde ve sokakların kendisinde birleştiği merkezi konumuyla dikkat çekmektedir. Camiler, İslam toplumunun hayâtiyetini devam ettirebilmesi için ihtiyaç duyulan târihî birikimi ve tecrübeyi yansıtan toplumsal birer bellek hüviyetindedir. Târihî tecrübe göstermiştir ki; mabedini kaybeden yerleşim yerleri kimlik kaybına uğramış ve belleğini yitirmiştir. Bu şehirler, her ne kadar medeniyetin fizîkî unsurlarına sahip gözükseler de medeniyetin mânevî değerlerinden yoksun yerler haline gelmiştir. 

Camiler, bizi kardeşlik çizgisi etrafında buluşturur…

Caminin bu merkezi konumunun önemi aslında sadece fiziki varlığı da değildir. Caminin temsil ettiği değerlerdir. Kubbe, kürsü, minber, mihrap ve minaresiyle camiye ait her mekânın özel anlamları vardır. İslam’ın temeli olan tevhid ve insanın ana gayesi kulluk, en somut şekliyle camilerde yaşanmaktadır. Kıyam, rükû, secde bir duruşun, bilincin ve hayat tarzının ifadesidir. Kürsü ve minber İslami bilginin ve bilincin membaıdır.

Camide, omuz omuza saf tutularak kılınan her namazda, statülerin ve farklılıkların; eşitlik ve kardeşlik çizgisinde buluştuğu bir mana yaşanmaktadır. Dolayısıyla camilerin fiziki varlığı ve işlevleri kadar, bireyi ve toplumu inşa eden yönü de göz ardı edilmemelidir.

Camileri imar etmek Müslümanların bir görevidir…

Camiler inşa etmek, onlara sahip çıkmak ve camileri onarmak ve camileri imar etmek Müslümanların bir görevidir. Aynı zamanda Müslümanlar, camilerin temsil ettiği, tevhid, kulluk, kardeşlik, eşitlik, beraberlik, yardımlaşma, dayanışma gibi değerleri koruma, yaşama ve yaşatma sorumluluğunu da taşımaktadır.

Allah Rasulü’nün “Yeryüzü bana mescit ve temiz kılınmıştır” hadis-i şerifi aynı zamanda bütün yeryüzünde İslam’ın hayat veren ilkeleriyle yaşamak ve bu ilkeleri tanıtmak mesajını da ihtiva eder. 

Allah Teâlâ’nın, kıyamet günü arşın gölgesinde gölgelendireceğini müjdelediği, “kalbi mescitlere bağlı olan kimseler”, caminin ve cemaatin müdavimi olmaları yanında, kalbi İslam’ın değerlerine bağlı kimselerdir.

Camiler sadece fiziki bir mekân değil; tevhid, kulluk, kardeşlik gibi değerler üzerinden yükselen bir medeniyetin de inşasıdır…

Tarih boyunca Müslümanların, evinden önce mescidini inşa ederken, yaptığı sadece fiziki bir mekân değildir. Tevhid, kulluk, kardeşlik gibi değerler üzerinde yükselen bir hayatın ve medeniyetin de inşasıdır.

Caminin bireye kazandırdığı; adalet, merhamet, yardımlaşma gibi ahlaki değerler şehrin huzurunu ve güvenini sağlar…

İslam tarihi boyunca şehirler cami merkezli planlanmıştır. Dolayısıyla, cami şehrin merkezini belirler, şehir planının kurucu öğesidir ve şehir caminin etrafında şekillenir. Çevresinde yaşanan şehir hayatı, caminin bir devamı olarak gelişir. Camideki tevazu iş hayatına, merhamet aile hayatına, şefkat insan ilişkilerine yansır. Caminin bireye kazandırdığı; adalet, merhamet, yardımlaşma gibi ahlaki değerler şehrin huzurunu ve güvenini sağlar.

Yesrib, mescidin inşa ettiği değerler ile Medine’ye dönüşmüştür…

İslam tasavvurunda şehir; hukukun uygulandığı, insanların haklarının ve özgürlüklerinin teminat altına alındığı, güvenin ve huzurun yaşandığı yerdir. İnsanların, çevreyle ve toplumla ilişkilerini, sorumluluk ve duyarlılık bilinciyle kurdukları yerdir. İnsanın ve insana ait değerlerin ön planda olduğu yerdir.

Hicretle birlikte şehir, Mescid-i Nebi’nin etrafında kurulmuş, Yesrib, mescidin inşa ettiği değerler ile Medine’ye dönüşmüştür. Efendimizin kurduğu bu cami merkezli şehir, Müslümanların kurdukları şehirlere model olmuştur.

İslam şehirlerinin ruhunu cami merkezli değerler oluşturmaktadır...

İslam düşüncesinde şehirlerin ruhu vardır ve şehir o ruh ile anlam kazanır. Çünkü şehri anlamlı kılan; şehrin, üzerine imar edildiği manevi değerlerdir. Eğer insanın değerleriyle, içerisinde nefes aldığı şehir arasında bir bağ yoksa o insan, yaşadığı şehirde hep gariptir, garip kalır.

İslam şehirlerinin ruhunu cami merkezli değerler oluşturmaktadır. Cami, insanın kendisiyle, rabbiyle, toplumla, çevreyle, sorumluluk ve duyarlılık bilinciyle olumlu ilişkiler kurması için onu eğitir. Bu ilişki biçimi şehirle, yaşanan bir ahlaka ve yerleşik bir hayata dönüşür. Böylece erdemli bireylerin kurduğu şehirler, medeniyeti inşa eder. Camiler şehrin kalbidir. Nasıl ki kalp, kanın temizlenmesi için hayati bir görev icra ederek insanın hayatta kalmasını sağlıyorsa, mabedlerde şehri ayakta tutan değerlerle gönülleri imar eden mukaddes mekânlardır. 

İslam tarihi boyunca Müslümanlar, caminin temsil ettiği değerleri kuşanarak, güvenli şehirler kurmuşlar, refahın ve huzurun yaşandığı şehirlerle, insani değerlerin ön planda olduğu, mazlumların umudu ve sığınağı olan medeniyetler inşa etmişlerdir. 

Camilerimiz, şehirlerin dokusuna uygun olarak planlanmalıdır…

Modern dönemde şehirlerimizde caminin merkezi konumunun her geçen gün zayıfladığı müşâhede edilmektedir. Zîrâ insanların hayatını ve önceliklerini büyük ölçüde popüler kültür, sosyal medya ve kitle iletişim araçları belirlemekte, geleneksel müesseseler bu süreçte hayatın kıyısında kalabilmektedir. Son yüzyılda insanlar, köyden kente göç ile birlikte ortaya çıkan hızlı şehirleşme ve bu durumun beraberinde getirdiği sosyal problemler ile yüzleşmek durumunda kalmıştır. 

Nüfûsu milyonlara ulaşan şehirlerde camilerimiz, modern insanın anlam arayışına ve ihtiyaçlarına istenilen düzeyde cevap verememekte, kendisinden beklenen fonksiyonlarını yeterince icra edememektedir. Bu nedenle dînî ve sosyal fonksiyonlarıyla toplumun farklı kesimlerine hizmet sunacak bir cami modelinin geliştirilebilmesi her geçen gün ehemmiyetini artırmaktadır. Ayrıca camilerin zamanın ve mekânın mîmârî birikimini yansıtmayan, estetik kaygıların gözetilmediği bir anlayışla inşâ edilmesi, mevcut sorunları ayrı bir boyuta taşımaktadır.

Bugün en önemli meselelerimizden birisi, cami tasavvurumuzu ve planlamamızı, acil olarak, yeniden ele almamız gerektiğidir. Camilerimiz, mutlaka şehirlerin dokusuna ve nüfus yoğunluğuna uygun, sosyal din hizmetleri, kadın, çocuk, engelli, yaşlı bireyler göz önüne alınarak planlanmalıdır. Camiler artık bir kültür merkezi olarak da düşünülmeli ve bu işlevi yerine getirecek mekânlarla beraber inşa edilmelidir.

Diğer yandan, camilerin, bireyi ve toplumu güzelleştiren işlevselliğini yeniden güçlendirmeliyiz. Caminin temsil ettiği, tevhid, birlik, beraberlik, samimiyet, kardeşlik, paylaşma, tevazu gibi değerlerin, bireysel ve toplumsal hayatımızda daha etkin olması için gayret sarf etmeliyiz.

Not: Makalenin yazımında Diyanet İşleri Başkanı 
Prof. Dr. Ali Erbaş hocamızın konuşmasından istifade edilmiştir.
 

Bu yazı toplam 259 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar