1. YAZARLAR

  2. Orhan Eser

  3. Çağın Hastalığı Mürailik
Orhan Eser

Orhan Eser

Yazarın Tüm Yazıları >

Çağın Hastalığı Mürailik

A+A-

Size küçükken yaşadığım beni çok etkileyen bir hadiseyi anlatmak istiyorum.
Dedem, Çivril’in ünlü inşaat ustalarındandır. Tabi haliyle de bir sürü inşaat aletleri vardı. Bende çocukken çok hareketliydim. Dedeme çok özenirdim. Dedemin aletlerinden aşırır bahçede onlarla oynardım. Bir gün dedemin bir aletini oynadığım yerde unutmuşum. Dedem beni çağırdı, “Orhan benim şu aletimi aldın mı?” dedi. Bende korkuyla “Almadım dede.” dedim. Dedem bir kez daha sordu, “Orhan benim şu aletimi aldın mı? Bak yalan söyleme aldıysan söyle kızmayacağım.” dedi. Ben yine “Hayır” dedim. Dedem bir kez daha tekrarladı ben yine aynı cevabı verince bana tokadı patlattı. Ben başladım ağlamaya… 

Ve dedem bana hayatım boyunca hiç unutamayacağım, büyük bir ders olacak şu sözleri söyledi. 
“Oğlum yalan en büyük günahlardandır. Müslüman adam yalan söylemez! Ben de yalan söyleyen adamı sevmem. Seni üç kez uyardım ama üçünde de yalan söyledin. Doğruyu söyleseydin merhametimi alacaktın ama yalan söyledin benden ceza aldın.

Oğlum unutma yalan söylediğinde senin amel defterine günah olarak yazılacak. Yarın, bu dünyadan göçtüğünde huzur-u mahşerde Allah’ın karşısında da bu günahlarının bedelini ödeyeceksin.
Bundan sonra yalan söyleme oğlum. Tamam mı?” dedi.
Sözleri beni çok etkilemişti. Ağlamayı hemen kestim, dedem gözyaşlarımı sildi ve sarıldı.
Bir evladın nasıl yetiştirildiği çok önemli!
Öyle değil mi?

Mürai nedir?
Mürai insan kimdir?
Mürai; ikiyüzlüdür, özü sözü bir olmayandır, inandığı gibi yaşamayandır, özü ile amel etmeyendir.
Normalde bu hafta bu konu hakkında yazmayacaktım ama çok yakın bir zamanda yaşadığım hadiselerle ne kadar fazla riyakâr insan olduğunu ders-i ibret ve hikmet edince yazımın konusunu değiştirme kararına vardım.
İnsan başka bir insanla karşılıklı münasebetlerinde, karşısındakinin kendisi gibi olduğunu düşünüp öyle davranmaktadır değil mi? 
Bir Müslüman nasıldır? Saf ve temiz kalplidir değil mi? 
Başkaları için iyi düşünür, amellerinin hayırlı olmasını temenni eder, hiçbir zaman kötülük görmemesini istemez.
Öyle değil mi?
Müslüman kişi özü ile sözü ile bir olandır. 
Müslüman kişi kıvırtmaz, eğilmez her zaman dim dik durur.
Müslüman kişi merttir. 
Müslüman kişi haksızlık karşısında susamaz.
Velhasıl kelam Müslüman kişi GÜVENİLİR’dir.
Peki ya münafık nasıldır?
Peygamber Efendimiz bir hadisinde buyuruyor ki, “Münafığın alameti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiği zaman yerine getirmez ve ona güvenildiği zaman hıyanet eder.”
Siz de hayatınızda belki tecrübe etmişsinizdir.
 Koca koca adamlar yeri geliyor karı gibi kıvırtıyor. Yeri geliyor şaklaban oluyor. İşleri düştüğünde yalakalıklar, övgüler, eğilmeler, el öpmeler…
 Amaaa... 
Bir de bakarsınız aslan kesiliverirler.
 Yiğitlikten, mertlikten dem vururlar. 
Dürüstlükten söz ederler, söz ettikleri anda bile yalan söylerler.
Tabi mert bir adam karşısındakini de mert sanıyor ilk başta. Söylediği söze inanıyor, yeri geliyor güveniyor…
Böyle insanları tanıdıkça insan hayret ediyor.
Sonradan anlıyor ki, anladıkça da ürperiyor.
Zira böyle bir kişinin içi ile dışı bir değil…
Sizin yüzünüze gülerken, hoş sözler söylerken kim bilir içinden neler düşünüyor.
Münafık kâfirden daha tehlikelidir öyle değil mi?
Şu mürai davranış ile münafığın davranışları arasında fark var mı sizce?
İkiyüzlülük ne kadarda tehlikeli bir davranış öyle değil mi?
Allah muhafaza! Mürai bir amel, insanı kâfirlikten daha kötü olan münafıklağa götürmektedir.
Maalesef yaşadığımız şu dönemde böyle insanlardan çok var. Yediklerinden midir, yetiştirilmelerinden midir bilemiyorum.

Diyeceğim şu ki güvenilir insan bulmak artık çok zor!
Devlet olarak da geçmişten bu yana bu mürai kişilerin ceremesini çok çektik.
Meşhur bir hadise vardır ya hep anlatılır… Fuat Paşanın 3. Napolyon’a söylemiş olduğu şu sözler, “Haşmetmeab, siz, bendenize, başka bir devlet gösterebilir misiniz ki, üç yüz senedir, siz dışarıdan, biz içeriden devamlı tahribine direnebilmiş olsun! Evet, üç yüz senedir, siz dışarıdan biz içeriden Osmanlıyı yıkamadık!”
Ama elli sene sonra ihanetlere dayanamayıp yıkıldı!
Son 40 yıldır yine derin ve gizli bir sızış oldu devlete. İlmik ilmik, hücre hücre devlete sızdılar. Bizden gibi görünüp bizi ele geçirmeye çalıştılar.
Tıpkı sabetaycılar gibi…
Bu mükemmel sızmaya, bu her kurumu ele geçirmeye, en kilit noktalara kadar adam yerleştirmelere rağmen Allah bunlara fırsat vermedi. 
15 Temmuzda bunların kalbine korku, Müslümanın kalbine cesaret verdi. Tanka, uçağa, helikoptere karşı şu kemik ve et yığını olan bedenlere zafer verdi. Akıl ve mantık alabilir mi ki, bir beden galip gelebilsin demir yığınlarına, bombalara…
İşte aklın ve mantığın almadığı o şey sarsılmaz güçlü İMANdır.
Köroğlu’nun dediği gibi mert dayanır namert kaçar meydan gümbür gümbürlenir.

GÜVENİLİR ADAM YOKLUĞU…

Peki böyle bir ortamda cemiyetlerin en büyüğü ve en kutsalı olan DEVLET ne yapmalıdır.
Kadim bir fıkıh kaidesi olan ve Mecelle Ahkâm-ı Adliyede de geçen şu kaide, “Def-i mefasit celb-i menafiden evladır.” Bize yol göstermektedir.
Kaide şunu diyor, kötülüğün uzaklaştırılması, iyiliğin getirilmesinden daha yeğdir.
FETÖ ile mücadelede birinci önceliğimiz bu mürai, hain kişilerden temizlemek olmalıdır. Bu iş elbette kolay olmayacaktır zira ikiyüzlü insan özünü kolay belli etmiyor.
İkinci olarak yapılması gereken iyiliğin getirilmesidir. Yani kurumlara yavaş yavaş güvenilir adamların toplanması, yerleştirilmesi gerekmektedir.
Ancak bu takdirde mücadele başarıya ulaşacaktır. Bunun aksinde izlenen her yol bizi tekrardan mazarrata götürecektir.

Bu yazı toplam 829 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.