1. YAZARLAR

  2. Mustafa Tayyar

  3. Buralardan Olamaz, Arizona Plakalı
Mustafa Tayyar

Mustafa Tayyar

Yazarın Tüm Yazıları >

Buralardan Olamaz, Arizona Plakalı

A+A-

Hey dostum! senin sorunun ne biliyor musun? Kendine güvenin kalmamış. Eşine, ailene, komşuna, akrabana, güvenin kalmamış. En çok kötülük insanın en yakınlarından geliyor değil mi? Katiller akraba, tacizciler arkadaş, hırsız komşun olmuş. Peki ya sen? Sen güvenilir misin?  Hey! Hey! Sakin ol tamam! Sakinleş adamım! Anlaşabiliriz... Sen güvenilir birisisin.  Ve “Beni anlamıyorlar!!” Diyorsun değil mi?

Evet, herkes böyle söylüyor. Aslında çalmadın. Hakkın olanı aldın. O da “hak etti zaten ölmeyi, dövülmeyi ve rezil edilmeyi”? “Bu kadar yapılır” zaten “bu kadar paraya” iş emek.. Herkes farklı yapmıyor ya. Kendimizi neden yıpratalım. Dünyayı biz mi kurtaracağız?

Günümüzde bir kısmımız iki dünyalı oldu. İki dünyalı olmak demek, zihinde iki ayrı meşruiyet ölçüsünün olması, iki ayrı çıkış kapısının bulunması demektir.  Yoksa ahirete imandan bahsetmiyorum. Zaten öteki dünyaya, ahirete imanımız tam olsaydı her şey çok daha güzel olurdu.

“İki dünyalı” demek “iki yüzlü”, “iki imanlı” demek. Yeri geldiğinde devletin kanunu vardır, toplumun nizamı vardır, mevzuat vardır, denilerek ona sığınıldı; bu hesaba gelmiyorsa o zaman da zihindeki meşruiyet ölçüleri devreye girmeye başladı; kendince verilen veya birinden alınan fetvaya/cevaza sığınıldı. Yani müşteri memnuniyetine göre üretilen fetva piyasası içinde kişiler kendi doğrusunu kendi seçer ve kendi yolunu kendi açar oldu. Bu da Müslüman’ı güvenilmez kıldı. Görsel dindarlıkla yetinen, zihnen İslamcı, yaşadığı hayat itibariyle son derece dünyevileşmiş Müslümanda gözle görülür bir kişilik parçalanması ortaya çıktı. Miras dağıtılırken erkekler, hemen “dinimiz ne emretmiş” derken “mihr, kadına iyi davranma, boşanırken dahi iyi ve güzellikle ayrılma” gibi İslami hasletleri kitapta görmez olmuş. Yani herkes kitaba uymamış kitabına uydurmaya çalışmış.

Oysaki;

Şiddetin, zulmün, talanın, istismarın had safhada yaşandığı, dolayısıyla insanların güvene her zamankinden fazla ihtiyaç duyduğu Cahiliye döneminde Sevgili Peygamberimizin “Muhammedü’l-Emin” olarak anılması son derece manidardır. Resûl-i Ekrem (s.a.s.), hayatının her döneminde sadece müminlerin değil, düşmanlarının da kendisinden emin olduğu yüce bir şahsiyettir. O, Hz. Peygamber (s.a.s.), her şeyden önce güvenilir bir insan, güvenilir bir baba, güvenilir bir eş, güvenilir bir arkadaş, güvenilir bir dosttur. Akrabaya, komşuya, ticarette muhatap olduğu insanlara, idaresi altındaki Müslümanlara güven veren, özü sözü bir, sadık insandır. Hâkimliği, komutanlığı, imamlığı, risaleti güven üzerine kuruludur

Buna karşın günümüz insanı, Muhammedini (sav) arayan cahiliyye toplumuna dönüştü. “Gel ey Muhammed!” diye başlayan şiirler de bunun apaçık göstergesidir. Cahiliyyedeki insanlığın aradığı en önemli kayıp güvendi. Ortada kaos, düzensizlik adaletsizlik hakimdi. Kadınsan, köleysen, güçsüzsen hakkını alamazdın. Kullanılırdın. Cahiliyye dönemi de bizim gibi iman etmişti. “Allaha inanıyorlar” fakat “panayırlarda kendilerine sunulan kurban ve hediyeler sayesinde para kaynağı olarak faydalandıkları putlara” tapıyorlardı. “Meleklere inanıyorlar” “Allahın kızları” diyorlardı. Kitaplarda bir peygamberin geleceği yazdığı için “Muhammedi”(sav) bekliyorlardı. Bekledikleri geldi… Fakat onlar ne para kaynağı putlarını ne de alışkanlıklarını bırakmakta direndiler. Vicdanla cüzdan arasında sıkışıp kaldılar.

Günümüzde “cahiliyye müslümanlığı” yaşayan bizler gibi… Öz evladına sigara vb şeylerle işkence yapan babalar, küçücük kızını hastanede boğmaya çalışan anneler, cahiliyye döneminde kızlarını diri diri toprağa gömen ebeveynlere taş çıkarttı.

 “Leylasının” göbeğini oyup bağırsaklarını elini veren “Mecnunlar”, sabahleyin fokurdayan çaydanlığından çay bekleyen “Ferhatı” haşlayan ve daha sonra kafasına çekiçle vurarak uyandıran “Şirinler”, kayınbabasını dolandırarak apartmanını satan “damat”, ve babasının işyerine bombalı paket gönderen hayırlı “evlatlar” türedi.  İffetsizliğin adı cesaret, fuhuşun adı özgür yaşam, hırsızlığın adı uyanıklık oldu..  Güven gitti. En güvende hissettiklerimiz katillerimiz oldu, ırzımıza geçti. Hakimler vicdanla cüzdan arasında kaldık diye kürsülerden haykırdı. Cerrahlar ameliyathanede kostak yeli yeli çalarkan yanlış yeri kesti. Askerler halkımıza kurşun sıktı.

Her asırda cahiliyye dönemi olacak, iyi ve kötü kıyamete kadar hiç bitmeyecek . kimimiz Habilin yolunda kimimiz Kabilin yolunda olacağız. Önemli olan cahiliye döneminde hanif kalabilmek. Putlaştırdığımız, “hayatımızı adadığımız yani”,  ne varsa; makam, para, şöhret, cinsiyet ,mülk… Bunlar için değil Allahın hatrını gözeterek iş yapmak. Cahiliyyede “Muhammed’ül-Emin” olmak. Seni öldürmeye gelenlerin emanetleri zayi olmasın diye, Hz Aliye teslim etmek.  

Hey ahbap!  şimdi sakin ol! Bırak o silahı yere! Ve Kendine sor: Mensubu olduğum din bana hangi güzellikleri kattı? Bende ne gibi olumlu değişiklikler yaptı? Bu güzellikleri nerede ve kiminle paylaşıyorum? Sahip olduğum iyilikleri kimlere sergiliyorum?

“Erkek veya kadın, kim mü’min olarak güzel amel işlerse, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz.” Diyor Kuranda Rabbimiz! Bu konuda kendisinden nakledilen bir hadiste Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Siz kendi adınıza bana altı şeyi garanti edin, ben de size cenneti garanti edeyim: Konuştuğunuzda doğru söyleyin. Va’dettiğiniz zaman vaadinizi yerine getirin. Size bir şey emanet edildiğinde emanete riayet edin. İffetinizi koruyun. Harama bakmaktan sakının ve elinizi haramdan çekin.”

Ahlâk güzelliğine sahip olmayan bir mü’minin imanî olgunluğa erişemeyeceğini bildiren Peygamber Efendimizin sesine kulak vermeliyiz. Velhasıl, öfkeyi yenip insanları affetmeyi müttakilerin (Allahın hatrını sayan ve Allahında hatrını saydığı kişilerin) özelliklerinden sayan Cenabı Hakk’ın; maruz kaldığı onca düşmanlığa rağmen öç ve intikam peşinde koşmayan ve mü’minleri Kur’an’ın hedef gösterdiği kardeşliğe çağıran Allah Resûlü’nün talimatlarını, hemcinslerimize karşı davranışımızda rehber edinmeliyiz.

Haydi bırakın Arizonalı gibi yaşamayı biz Müslümanız be kardeşim!.. Ebabiller ancak güven duyulan beldeye güvenilen insanlara yardıma gelir. Mümin elinden ve dilinden kardeşinin güvende olduğu kimsedir. Yani ne sözü ne de gücü kardeşine zarar vermez.

Bu yazı toplam 10110 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.