1. YAZARLAR

  2. M. Ali Özer

  3. Biz böyle inanır ve böyle söyleriz…
M. Ali Özer

M. Ali Özer

Yazarın Tüm Yazıları >

Biz böyle inanır ve böyle söyleriz…

A+A-

 

[reklam1]Kainatın yaratıcısı olan Allah Teala Hz. Adem’i yaratacağını meleklere bildirdiğinde dünyayı kastederek “Orada fesat çıkaracak, kan dökecek bir kimse mi yaratacaksın” demişler, Allah da “Ben sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim”  buyurmuştu. Meleklerin bilmediği ama Allah’ın bildiği şey acaba “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği tavsiye eder, kötülüğü men eder ve Allah’a iman edersiniz…” müjdesine mazhar olmuş Muhammet (s.a.v.) Ümmetinin gelecek olması mıydı. Zira Ayetin devamında “Ehl-i Kitap da inansaydı elbette kendileri için hayırlı olurdu”  hitabı bu düşünceyi doğrular nitelikte.

 

Aslında ehli kitap Allah’a inanıyordu. O halde neden “Ehl-i Kitap da inansaydı…” buyrulmuştu. Medine Yahudileri Hz. Peygamber (s.a.v.)’e gelerek dört konuyu soracaklarını eğer doğru cevap verirse Müslüman olacaklarını söylemişlerdi. Üç sorunun cevabını istedikleri gibi almışlar, dördüncü soruda vahiy getiren meleğin ismini sormuşlar Cebrail cevabını alınca Cebrail bizim düşmanımızdır. O savaş, kıtlık ve kuraklık meleğidir. Eğer sana vahiy getiren Mikail olsaydı iman ederdik. Zira Mikail rahmet, bolluk ve yağmur meleğidir”  demişlerdi. Bunu da Allah Rasulünün peygamberliğine ve getirdiği kitaba inanmama konusunda bahane yapmışlardı. Bu da “Ehl-i Kitap da inansaydı…” hitabıyla karşılaşmalarına sebep olmuştu.

 

Demek ki iman, Allah tarafından gönderilen her şeye gönülden inanmak ve bu konuda herhangi bir şüpheye düşmemekle doğru orantılıdır. Gelen ilahi emirlerin bir kısmına inanıp bir kısmını reddetmek ya da “şurası tamam da şu konuda farklı bir düşünceye sahibim” demek insanın imansız hale gelmesine sebep olabileceği gibi “şartlar böyle ne yapalım Allah affetsin” kolaycılığına kaçmak da en hafif tabiriyle Allah’ın dinini hafife almak olur.

 

Allah’a imanın “aması” olmaz, Allah’ın Rasulü’nün kabulünde, dininin uygulanması konusunda da “ama, fakat, lakin…” olmaz. Bize düşen tam bir teslimiyetle imandır. Bu teslimiyetin içine Allah’ın gönderdiği son peygamber olan Hz. Muhammet Mustafa (s.a.v.)’in Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna inanmak da vardır. Zira “De ki: Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayıcı ve esirgeyicidir”  Fakat son zamanlarda Rasulullah’ın devre dışı bırakıldığı bir İslam anlayışından söz edilmekte ve yoğun bir şekilde bu anlayışın reklamı yapılmaktadır.

 

İlahi emirlerin özellikle de ibadetlerin nasıl uygulanacağı konusunda tek rehber olan Hz. Peygamber (s.a.v.)’in olmadığı din anlayışının noksan olduğu kesindir. Bu fikri savunanlarla konuştuğunuzda veya onları dinlediğinizde “biz Hz. Peygamber’i devre dışı bırakmıyoruz tam tersine olması gerektiği yerde konumlandırıyoruz” dediklerini işitiyorsunuz.

 

Peki Rasulullah’ın olması gerektiği yere kim karar veriyor? Allah adına karar verme durumunda olmadığımıza göre ve Allah Teala Kur’an-ı Kerim’de:

 

“Allah’a ve Peygambere itaat edin ki rahmet olunasınız.” 

“Her kim o Peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur”

“Kim, Allah’a ve Peygamberine itaat eder ve O’ndan korkar, sakınırsa, işte kurtuluşa erenler de bunlardır.”  ayetleri gibi daha bir çok ayette Rasulullah’ın yerini belirlediğine göre gerisi lâfı güzafın ötesine geçememektedir.

 

Herkese sevimli gelen “Genelde İslam’ı özelde Kur’an’ı,  sonradan eklenmiş aslında kendisinde olmayan hurafelerden, yanlış anlayışlardan ve uydurma hadislerden koruyoruz” ambalajı altında ve hiçbir sınır tanımadan orayı burayı hatta geçmiş ulemayı da suçlayarak, ağdalı cümlelerle yutturmaya çalıştıkları tahrif hareketlerine karşı inananların dikkatli olması gerekmektedir. Sorunun sorulacağı merci doğru cevap almak isteyen kişi için çok önemlidir.

 

Bazen bizler “ama çok mantıklı şeyler söylüyorlar hocam… olması gereken de öyle değil mi….” gibi cümlelerle karşılaşıyoruz. Diyoruz ki: “Tabiki çok mantıklı gibi görünen şeyler çok güzel cümleler şeklinde aktarılacak. Yoksa sizler bunlardan etkilenmezsiniz ve doğal olarak da inanmazsınız ki. Sadece dikkatli olun. Cümle çok güzel kuruldu ve bize çok mantıklı geldiği için hemen kabullenmeyin…” 

 

Bizim kaygımız, son dönemde yaşadığımız savrulmanın bir benzeriyle daha karşılaşıp yeni bir yaranın inanç dünyamızda açılmamasıdır. Amacımız da bu konuda üstümüze düşen görevi hakkıyla yerine getirmek için uyarıda bulunmaktır. Duamız dinini hakkıyla yaşayan Müslümanlardan olabilmeyi Allah’tan istemek şeklindedir. Bizim için Hz. Muhammet Mustafa (s.a.v.)’in yeri Kelime-i Şehadette, Kelime-i Tevhidde bulunduğu yerle kaimdir. Biz böyle inanır ve böyle söyleriz.

 

Bizim ölçümüz Necip Fazıl Kısakürek’in ifadesiye: “Müjdecim, Kurtarıcım, Efendim, Peygamberim;

Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim!” şeklindedir.

Cumanız ve haftanız mübarek olsun.

 

Muhammet Ali ÖZER

Afyonkarahisar İl Müftülüğü

Din Hiz. Ve Eğt. Şube Müdürü

    

Bu yazı toplam 3700 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.