1. YAZARLAR

  2. M.Mustafa Başyiğit

  3. Bilgisayar Canavarına Yolculuk 2
M.Mustafa Başyiğit

M.Mustafa Başyiğit

Türkçe Öğretmeni
Yazarın Tüm Yazıları >

Bilgisayar Canavarına Yolculuk 2

A+A-

 Değerli Okur,

Geçen haftaki yazımda bilgisayar dünyasına nasıl geçiş yaptığımı yazmıştım. Bilgisayar; odamdaki masama kadar gelmiş, yerine hiç kalkmamacasına kurulmuştu, ama henüz düğmesine basıp da kendisiyle göz göze gelememiştik. Bu hafta nasipse bu tanışıklığımızı ilerleteceğiz.

Evet, nihayet bilgisayarımızın düğmesine basmış ve bu tam teşekküllü elektronik cihazın hayatımıza neler getireceğini meraklı gözlerle izlemeye başlamıştık. Bu, öyle sıradan bir durum değildi tabi ki. Devlet erkanının katılımlarıyla yapılan toplu açılış törenlerini aratmayacak bir organizasyonla yapmıştık bu işi. Kolay değil, tam on göz, beş yürekle hazır kıta oradaydık. 

Tam anımsamamakla birlikte, çoğumuz bu iş için büyük fedakarlıklarda bulunmuştuk belki de. Annem, ocaktaki yemeğini öylece bırakıp gelmiş, babamsa yetişmesi gereken namaza ucu ucuna yetişmeyi göze almıştı. Biz kardeşler arasında ise ekranın en yakınında ve karşısında olma mücadelesi kıyasıya devam etmiş, ben abiliğin vermiş olduğu kudret ve yüce Yaradan’ın bahşetmiş olduğu kuvvet ile bu mücadelenin galip gelen tarafı olmuştum.

Nihayet bilgisayarımız açılmıştı. Bizi, beyaz bir ekran karşılamıştı. Üç kardeş, kafalarımızı iyice ekrana sokarak bir şeyler görmeye çalışıyor, bu yolculuğumuzun seyrine yön verecek birtakım ipuçları elde etmeye çalışıyorduk. Ne var ki nafile, üçümüzün de mevcut görme oranlarımız ekrandaki simgeleri görmeye yetmiyordu. Biraz canımız sıkılmış, umudumuz da kırılmıştı hani.

Kafalarımızı ekrandan biraz uzaklaştırarak dış güçlerden yardım almanın daha doğru olacağına kanaat getirmiştik. Babam ve anneme ekrandaki simgeleri okutuyorduk. Onlar da bilgisayar konusunda bizden farklı değillerdi. Farenin nasıl kullanıldığı, bir simgeye nasıl tıklanıldığını onlar da pek bilmiyordu. Neyse, kervan yolda düzülürdü sonuçta. Zamanla her şey olur giderdi.

Umutsuzluğumuz can sıkıntısına dönüşmüştü. Galiba bu bilgisayarı kullanamayacaktık biz. Yine de ona olan saygımızı yitirmemiştik. Arada bir açıyor, aval aval bakıp kapatıyorduk. Her açışta bizi farklı bir şeylerin karşılayacağını, bir adım daha ileri gidebileceğimizi umarak… Kapattığımızda ise bilgisayarın tozlanmasını engelleyen naylon korunakları özenle ekrana, kasa ve klavyeye geçirerek kendisini yoğun güvenlik önlemleri altında tutmayı da ihmal etmiyorduk. Sonuçta bir sürü para verip aldığımız bu teknoloji dehasını muhafaza etmek de vazifemizdi.

Neyse ki bir sonraki sınıfa geçtiğimde okulda bilgisayar dersi vardı. Ders seçmeliydi, ben de seçmiştim. Bu derste öğreneceğim şeyler, benim için bilgisayar dünyasına girebilmemin yolunu gerçekten açacaktı. Meğer görme engellilerin bilgisayar kullanabilmesi birtakım farklı programlar sayesinde oluyormuş. Bu bilgisayar konuşuyor ve ekrandaki simgeleri, yazıları falan seslendiriyormuş.

Bilgisayar dersinde, evdeki bilgisayarda yapamadığım birçok şeyi bu sayede yapabiliyordum. Ekrandaki istediğim ögeye tıklıyor, yazı yazıyor ve yazdıklarımı da dinleyerek okuyabiliyordum. Bu ders sayesinde bilgisayarla ilgili temel birçok şeyi öğreniyordum.

Okuldaki bilgisayarlarımız bülbül gibi şakıyor, evdeki bilgisayarımız ise öylece sus pus oturuyordu. Şimdi asıl meselemiz, evdeki bilgisayarı da konuşturmak ve böylece özgürlüğüne kavuşturmaktı. Babam, hemen araştırmalara başladı. Nihayet birinden bu programı bulmuştu. Orijinal olmayan bu program için bile o zamanın parasıyla hayli para vermiştik.

Programı bulmuştuk, ama kuramamıştık. Bunun için de görme engelli bir bilir kişi bulduk ve belli bir meblağ karşılığında programı kurdurduk. Artık bilgisayarda geçirdiğimiz zaman biraz daha artmıştı. Sonuçta robotik bir sesle de olsa aynı dili konuşmaya başlamıştık artık. Konuşan abimiz aslında İngilizce konuşması için tasarlanmıştı. Ne var ki biz ondan Türkçe telaffuz etmesini istiyorduk. İlk başlarda anlaşılması hayli güç olsa da zamanla birbirimize alıştık.

Artık evimizdeki bilgisayarla da yazı yazabiliyor, müzik dinleyebiliyor ve vakit geçirebiliyorduk. Derken çok geçmeden GVZ adında bir program olduğunu öğrendik. Bu GVZ denilen program, İngilizce konuşan şu abimizi Türkçeleştirmeye yarıyormuş meğer. Parasını verdik ve bir GVZ satın aldık. Bize kocaman bir aparat gönderdiler. Bunu bilgisayara takıp programı öyle kuracakmışız. Becerebildik mi, tabi ki hayır!

Babam, hemen bu işi yapabilecek bir kişi buldu. Ne var ki bilgisayarı alıp ona götürmemiz gerekiyordu. Babamın kucağında kocaman bir bilgisayar kasası, annemin etrafında üç tane görme engelli çocukla İzmir’in bir ucundan taa öbür ucuna iki üç otobüs değiştirerek gittik. Adamlar, bizi evlerinde misafir ettiler. Bilgisayarımızı da Türkçe konuşur hale getirdiler.

Geldiğimiz gibi güç bela evimize döndük. Bilgisayarımız artık Türkçe konuşuyordu. Arada bir arıza veriyor, konuşmayıveriyordu falan, ama bir şekilde hallediyorduk. Bir görme engelli olarak bilgisayarı da kullanabiliyorduk. Tabi o zamanlar internetimiz yoktu henüz. Bilgisayarda yapabileceklerimiz çok kısıtlıydı. Yine de bu, bizim için büyük bir kazanımdı.

Lise iki ya da üçüncü sınıftaydım. Babam, bir ikindi namazı sonrası yanında bir abiyle eve geldi. Mustafa abi sürekli babamın görev yaptığı camiye geliyormuş. Bir sohbet esnasında babam, Mustafa abinin bilgisayar öğretmenliği bölümünde okuduğunu öğrenmiş. Kendisine bizim durumumuzdan bahsetmiş ve bilgisayar kullanma konusunda yardımcı olmasını rica etmiş.

Mustafa abi, o günden sonra kimi zaman öğle, kimi zaman ikindi, kimi zaman da akşam namazlarından sonra sık sık bize geldi. Bugün bilgisayarla ilgili ne biliyorsam, bunların çoğunu Mustafa abiye borçluyum. Bıkmadan usanmadan ve tanımadığı bir engel grubuna hitap etmeyi başararak, bilgisayarı ileri düzeyde diyebileceğim şekilde öğretti bana.  Üç beş ay süren bu zaman diliminde hem benim bilgim arttı hem de dostluğumuz. Kendisine ne kadar teşekkür etsem azdır.

Bir zamanlar bilgisayarı açıp aval aval bakarak geri kapattığımız, kucağımızda oradan oraya taşıdığımız ve yaptıkları iki kuruşluk işe hatırı sayılır paralar ödediğimiz o günlerden her işimizi kendi başımıza yapabildiğimiz, formatı dahi kendi başımıza atabildiğimiz, başkalarının işlerini görebildiğimiz bugünlere böyle böyle geldik. Zordu, bazen umut kırıcıydı falan, ama şimdi hatırlayınca güzel günlerdi diyorum.

Önümüzdeki hafta, internet dünyasıyla tanışıp sosyal medyaya giriş yapacağız. Buraya kadar bilgisayar bizim için pek de canavar değildi aslında. Ne var ki internet ve sosyal medya ile birlikte bilgisayar hem bir kolaylaştırıcı hem de bir canavar haline geliverdi hayatlarımızda. 

Bu yazı toplam 1267 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.