1. YAZARLAR

  2. M.Mustafa Başyiğit

  3. Bilgisayar Canavarına Yolculuk 1
M.Mustafa Başyiğit

M.Mustafa Başyiğit

Türkçe Öğretmeni
Yazarın Tüm Yazıları >

Bilgisayar Canavarına Yolculuk 1

A+A-

    Değerli Okur,

    2000’li yılların başı, o zamanlar ilkokul çağında bir öğrenciyim. Bizim gibi orta gelirli aile çocukları için atari oyunlarının büyülü dünyası, yerini yavaş yavaş bilgisayarların cazibeli dünyasına bırakmaya başladığı yıllar. Hiç bıkmadan usanmadan oynanılan o Mario, Tank, Bomber Man, Contra ve daha niceleri gibi güzelim oyunların yerini bilgisayar aleminin daha renkli, daha gerçekçi objeleri almaya başlamış. Tabi bizim evimizde o zamanlar ne atari ne de bilgisayar var. Ben o vakitlerde, o zamanlar moda olan VCD oynatıcıma MP3 CD’leri doldurtuyor ve VCD oynatıcıya taktığım mikrofonla şarkılara eşlik ediyordum. 

Bir hafta sonu, bir akrabamızı ziyarete gitmiştik. Akrabamızın çocukları televizyonun başına toplanmış ellerinde birer cihazla bir şeyler yapıyorlar. O zamanlar utangaç bir çocuğum. Yanlarına usulca yaklaştım. Durmadan silah sesi geliyor ve bir şeyleri vuruyorlar. Gözlerim az gördüğü için sadece izlemeye çalıştım. İçimde dayanılmaz bir oynama isteği vardı, ama hem istemeye utanıyor hem de korkuyordum. Ben görmeyen bir çocuktum, bunu nasıl oynardım ki?

Sonra birden akrabamız Halil amcanın sesini duydum. “Hakan, Mustafa’ya da verir misin, biraz oynasın.” Meğer Halil amca beni gözlüyor ve nasıl da içimin gittiğini görüyormuş. Hakan, sonradan adının “atari kolu” olduğunu öğrendiğim şeyi elime verdi ve düğmelerinin işlevlerini anlattı. Ben korka korka oynadım. İçimde bir heyecan, beceremeyeceğime kesin gözüyle baktığım bir şeyi yapabilmenin kıvancıyla… Sinekleri vuruyordum. Sinekler yerlerinden kalkıyor ve ateş parçacıkları saçarak bana doğru yaklaşıyorlardı, onlardan kaçmam gerekiyordu. Yanıyordum, ölüyordum; ama oynuyordum işte.

Gece oldu, evimize döndük. Ne var ki içimde bir kuş pır pır ediyor. Keşke benim de bir atarim olsa. Kimseye de bir şey söyleyemiyorum. Yatağıma girdiğimde gözümün önüne misafirlikte oynadığım oyun geliyor, tekrar tekrar oynuyorum ve bir türlü uyuyamıyorum.

Bir gün sonra babam, elinde bir paketle geldi. Baba bu ne, baba bu ne diye toplandık babamın başına. Babamsa hiçbir şey söylemeden kutuyu açtı ve atariyi televizyona taktı. Dünyalar benimdi artık. Okula gittiğimde hafta sonunu iple çekiyor, bir an önce Cuma gününün gelmesini bekliyordum. İşte atarinin büyülü dünyası benim, kardeşlerim ve hatta annem için böylece başladı.

Aradan birkaç yıl geçti. Bu arada atari salonlarında bazı bilgisayar oyunları da oynanabiliyordu. Yatılı okuduğum okuldan hafta sonları eve gider, komşumuzun oğluyla da kimi zaman atari salonlarına giderdik. Âdem, bilgisayar oyunları oynardı. Atari neyse de bilgisayar beni hep umutsuzluğa sevk ederdi. Âdem oynarken izlemeye çalışır. Oyunların gerçekçiliği ve karmaşıklığından korkardım. Atari tamam da, bu bilgisayarı ben hiç kullanamam diye düşünürdüm.

Âdem bana kimi zaman oynatmak isterdi, ama ben kalabalık ortamdan çekindiğim ve insanların sürekli bana bakacağından korktuğum için cesaret edemezdim.

İş bu ya, yine bir akraba ziyaretindeyiz. Salonun baş köşesinde bir bilgisayar, bilgisayarın başında da akrabamızın oğlu Mehmet. Ekrana şöyle bir yaklaştım koca bir otobüs, deniz kenarındaki koca bir yolda gidiyor. Tabi biraz daha büyümüşüz, o eski çekingenliğimiz de kalmamış. Mehmet’e ne oynadığını, nasıl oynandığını falan sordum. Midtown Madnes oynuyormuş. Otomobillerle, otobüslerle falan şehirde turluyor, istersen de yarışabiliyormuşsun. Tam ben isteyecekken, Mehmet bana oynayabileceğimi söyledi. Denedim. Sağa sola tosluyordum; insanların üzerine falan sürüyor, kaldırımlardaki direkleri, çöp bidonlarını deviriyor, kırmızı ışıklarda geçiyor, ama oynuyordum işte. Hatta köprüden denize bile uçmuştum hemencecik, oh ne güzel…

Eve dönerken babamdan bilgisayar istedim. Hem bu bilgisayar denilen şey sadece oyun oynanılan bir şey de değildi ki. Müzik dinlenirdi, yazı yazılırdı… Ne bileyim işte, bir şeyler yapılırdı sonuçta. Tabi o zamanlar bu bilgisayarın ne işlere yaradığını pek de bilmiyoruz ve internet böyle yaygın değil.

Babamın, atari kadar çabuk olmasa da pek de geç kalmadan bir bilgisayar alacağını biliyordum. Çünkü babam ve annem; bizlerin bir şeyler yapabiliyor, bir şeyleri başarabiliyor, becerebiliyor olmamızdan mutluluk duyarlardı. Bunun için imkanlarını zorlarlar, ne yapıp eder bizim için gerekli olduğuna inandıkları şeyleri bize sunarlardı.

Bir gün okuldan eve döndüğümüzde, kardeşlerimle paylaştığımız odanın masasında bir ekran görüverdik. Bu, her zaman görmeye alışık olduğumuz televizyonlardan farklı bir şeydi. Çoğu televizyon gibi Siyah değildi bir kere. Gri bir ekran ve önünde de bir klavye ile fare. Masanın altında ise evimize yeni teşrif etmiş olmanın mahcubiyeti içinde bir kasa öylece durup duruyor. Evimize girerken gerçekten masum muydu, yoksa bizi olmadık hallere sokacağı bugünleri hayal ederek mi girmişti evimize bilinmez, ama girmişti bir kere.

Önce ne yapacağımızı, bu meretin ne işlere yaradığını bilemez bir halde Amerika’yı yeniden keşfeder gibi şaşkın gözlerle ve uzaydan dünyaya düşen bilinmedik bir nesneyi inceler gibi ellerimizle usulca inceledik bu yeni misafiri. Neyi var neyi yok didik didik ettik. Kabloların nereden çıkıp nereye gittiğini, girintileri çıkıntıları ve bunların ne işe yarayabileceğini iyicene bir inceledik. Yeni misafirimize zarar vermekten korktuğumuzdan her zamankinden daha ürkek ve nazik davranıyorduk kendisine. Sonuçta daha yeni gelmişti, huyunu suyunu bilmiyorduk muhteremin.

Herkes bu şekilde tanışmadı belki bilgisayarla, ama muhtemelen çoğumuzun unutamadığımız, aklımıza kazınan bir bilgisayarla tanışma evremiz olmuştur. Bilgisayarlar evimize girdikten sonra hiçbir şeyin bir daha eskisi gibi olamayacağını henüz bilmeyen birer masum kurbandık her birimiz. Çok işimize yaradığı, çok işimizi kolaylaştırdığı doğrudur, ama ben olaya farklı bir açıdan bakacağım.

Yazımın devamı önümüzdeki haftaya…

Bu yazı toplam 1005 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.