1. YAZARLAR

  2. Bülent Elitok

  3. BandWagon Effect
Bülent Elitok

Bülent Elitok

Yazarın Tüm Yazıları >

BandWagon Effect

A+A-

Nedir bu?  Bunun dilimizdeki manası "Sürü Psikolojisi" 

Çoğumuzun aklına bu terimi duyunca eminim sürü halinde dolaşan koyunlar geliyordur. Ancak üzülmeyin, çünkü böyle düşünmekle, terminolojiye ters düşmüş olmuyorsunuz. 

Amerika'da 1848 Yılı seçimlerinde, Dan Rice adında bir palyaço, bando arabası (Bandwagon) kullanarak politik etkileme turları düzenlemeyi düşünür. Bando arabası coşkulu müziklerle turlara çıkıyor ve “bandoya katıl” sloganıyla insanların dikkatini çekiyordu. Bu sayede elde ettiği popülerliğinden dolayı, seçimlerde büyük bir başarı kazanmıştı. "Sürü psikolojisi" kavramın temelinde bu olay, yani bandonun arkasına takılan sürü halindeki insan topluluğu vardır ve sürü psikolojisi bu yüzden İngilizce “Bandwagon Effect” (BandoArabası Etkisi) olarak tanımlanır.

Burada esas olan şey, bireyler tarafından söz konusu inancın gerçekleşme olasılığının kabulü, çok büyük kitlelerin ona inanmış olmasına bağlı olmasıdır. Sürü psikolojisiyle bağlantılı bir diğer kavram grup çalışmasıdır. Ahengi korumak adına doğru bir karardan saparak başka kararları onaylayabilir. Bu yüzden ayrılığa düşmemek adına diğer üyelerin kabul ettiği bir şeyi kritik etmeden kabul eder. Akran baskısı, grup üyelerinin karar mekanizmasına etki etmektedir. Sonuçta bundan gruptakilerin değerleri, fikirleri, davranışları ve inançları etkilenir. Sürü psikolojisinin sebeplerinden birisi de bu durumdur. Sürü psikolojisi tüm yaş gruplarında yaygındır. Dünyadaki çeşitli sınıflardan farklı insanların ortak özelliklerinden birisidir. Fakat, genç nesil bu dürtüye karşı daha korumasızdır. Popüler olanı izlemek, korku gibi etkili pek çok faktör söz konusu olmakla birlikte, benim asıl üzerinde durmak istediğim konu başka! 

Bilgi konusunda başkalarına bağlı olmak!

Hepimiz çok iyi hatırlarız, bir zamanlar yumurta kolesterol kaynağı görülür ve "öcü" gözüyle bakılırdı. Yani birileri "yumurta yemeyin" derdi ve biz yumurta yerken bu ak varlığa kara kara düşünmeye başladık. Sonuçta, yumurta yemeyen çok sayıda insan oluştu tüm dünyada. Bir süre sonra birileri "herkesin mutlaka yumurta yemesi gerek, önceki bilgiler yanlış" dedi ve yüzümüz nurlandı, uzak kaldığımız sevgiliye yeniden kavuşmuş olduk. Aynı şey kırmızı et için ve daha pek çok şey için geçerli. Nedense sokaklarda bando arabası sürekli dolaşıyor ve çoğumuz peşine takılıyoruz. 

Ben özellikle bilimsel çalışmalarda aynı yöntemin kullanıldığını düşünüyorum. Birileri bir şeyleri araştırıyor, uzun süre hem de. Eğer sonuç müspet ise, ürüne çeviriyor ve biz zaten müdavimi oluyoruz. Sonuç menfi ise peki? Benim bu konuda bir teorim var, isterseniz "komplo teorisi" deyin. Sonucun menfi olduğu durumlarda, ortaya tabiri caizse "yem atılıyor". Yemi atan kelli felli üniversitelerin kelli felli bilim adamları. Sonuçlarını bilmelerine rağmen, hani sonuçta bir halt çıkmayacak çalışma konularını piyasaya sunuyorlar. Sürü psikolojisi ya, yeni güncel konu deyip veya ilk deneyen olalım diye hemen üzerine atlıyoruz. Kaynaklarımızı, enerjimizi adamın bir halt elde edemediği bir konuya, yıllarca harcıyoruz. Üstelik onun tuzaklarına düştüğümüz bu serüvende gerçeği keşfimiz elbette daha uzun zaman alıyor. 

Şimdi neden böyle düşünüyorum?

Bir düşünün, tamamen kapitalist düşünceye sahip, restorana gidince herkesin kendi hesabını ödediği bir sistemde adam sizinle bulduklarını doğru bir şekilde ve hemen paylaşır mı? Bu kadar saf veya iyi niyetli olabilirler mi? Bulduklarını eskitmeden sizin onları geçmenize veya onların üretecekleri ürünlere rakip ürünler oluşturmanızı isteyebilirler mi? Saf olmayalım isterseniz. Ünlü kola markasının içeriğine ulaşabiliyor muyuz? Ünlü yazılım markası sizce son ürününü piyasaya sürdü mü, yoksa son ürünün bir kaç gömlek öncesi ürünler mi piyasada? Komunistlerin bile kapitalist düşündüğü şu dünyada, görüntüye aldanıp, bilimsel paylaşımın güncel olduğu, doğru olduğu konusunda saf olmayalım. Yıldız savaşları projesini keşfettiği gün, hepimiz duyduk zaten. Yok böyle bir şey. Ürün ve sonuç odaklı çalışıyor, adam akıllı çalışıyor, büyük paralar harcıyor ve sonuçta kayda değer bir şey çıkınca ticarileştirip bize sunuyor, veya müspet bir sonuç oluşturuyor ve biz o zaman net etkilerini görebiliyoruz. Patroitleri CNN international'da 1991 yılında izleyince ağzımız açık kaldı, böyle bir şeyi ilk defa görmüştük, daha önce gösterilmemişti bize. Gen haritası çözülünce, ki piyasaya sunulmasından yıllar önce keşfedilmişti, biz yine şaşakaldık sanki bir gecede bulunmuştu gibi. 

Bilgi en değerli hazinedir. Adamları suçlayabilir miyiz? Elbette hayır. Bulduğundan ticari kazanç elde etmeyi düşünmesi ayıp mıdır, günah mı? Elbette değil. Kapitalist sistemde bilginin ürüne dönüşüm sürecinde gizlilik piyasanın gereğidir. Bu böyle olduğu gibi, rakiplerinizi de bir şekilde bertaraf etmekle yükümlüsünüz. Bu bağlamda, sonuç elde edemediğiniz çalışmayı "varsın bununla biraz oyalansınlar" demeleri gayet normaldir. Sizi hedeften uzaklaştırmak için, rakip olmamak için. 

Ne yapmalı? Detaylı araştırma yapmadan, şüpheci gözle bakmadan her konuya atlamamakla, ülkenin kaynaklarını doğru dürüst işlerde kullanmakla işe başlayabiliriz. Daha sonra özgün çalışmalar yaparak devam edebiliriz.  Unutmayın, Einstein bile kendi teorisini iki aşamada, arasına yıllar paylaştı. Bilimde önemli olan sonuçtur. Negatif olması bile, pozitif işlerin başlangıcı olabilir. Yeri gelmişken, "izafiyet teorisinin" hala oyalayıcı, hedef şaşırtıcı, doğrusunun bulunduğu halde, oyalama versiyonunun "sürü psikolojisi"nin devamı için  piyasada desem, bu kadarı da fazla olur değil mi? Aaaa! İyisi mi, hiç girmeyelim şimdi bu komplo teorisine. Herkesle birlikte aynı şeyi düşünmeye devam, sürüden ayrılanı kurt kapar sonra!

Tekrar görüşmek dileğiyle....

Bu yazı toplam 505 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.