kapat
Afyon
-2 C
Ankara
-5 C
istanbul
8 C
izmir
0 C
Kutahya
1 C
Eskisehir
-5 C
23 Aralık 2014
Afyon Haber
25 Aralık 2013 10:50
Öğretmenleriyle Öğretmenlik Yapıyorlar

Afyonkarahisar İmam Hatip Lisesinde dört nesle varan öğretmenlik görevi sürdürülüyor. Lisede birçok öğretmen, öğrenci olduğu dönemlerde kendi dersine giren öğretmeniyle öğretmenlik yapıyor. Bunu duyan öğrenciler ise şaşkınlıklarını gizleyemiyor.

Afyonkarahisar İmam Hatip Lisesinde dört nesle varan öğretmenlik görevi sürdürülüyor. Lisede birçok öğretmen, öğrenci olduğu dönemlerde kendi dersine giren öğretmeniyle öğretmenlik yapıyor. Bunu duyan öğrenciler ise şaşkınlıklarını gizleyemiyor.

 

Daha önce öğrenci olarak bulundukları okulda şimdi öğretmenlik yapıyorlar. Afyonkarahisar İmam Hatip Lisesinden bahsediyoruz. Lisede şu an itibariyle birçok öğretmen öğrenci olduğu zamanlarda dersine giren öğretmeniyle aynı mesleği ifa ediyor. Okulun birinci nesil öğretmeni Nevfel Dinç. Onun öğrencileri olan İsmail Düzağaç, Abdurrahman Şeref Fidan, Nejla Dengiz ve Ahmet Çakal ikinci nesil öğretmenleri oluşturuyor. İkinci neslin öğrencileri ise Mustafa Akça ve İbrahim Eker üçüncü nesil öğrenmeleri temsil ediyor. Üçüncü neslin öğrencileri ise Elif Çınar, Sümeyye Kiraz ve Hacer Büşra Tosun ise okulda dördüncü nesil öğretmenliği ifa ediyor.

 

“Öğrencilerim öğretmen olarak okula geri geldi”

 

Lisenin en emektar öğretmeni Nevfel Dinç. Emekli olduktan sonra çeşitli özel kurumlarda öğretmenliğe devam eden Nevfel hoca, ‘İmam Hatip lisesinde dersler boş geçiyor’  denilerek tekrar göreve çağrılıyor. Okulda birçok öğrencisiyle öğretmenlik yaptığını anlatan Dinç, İmam Hatip Liselerinden mezun olan kişilerin emekli olamayacağını söyleyerek şu ifadeleri kaydetti; “Dini alanda çalışan imam hatip kökenliler emekli olmaz. İmam mihrap da ölür” Nevfel Hoca, öğretmen olduğu dönemde derslerine girdiği pek çok öğrencisinin öğretmen olarak okula geri döndüklerini söyleyerek ‘Öğrencimle arkadaş oldum’ dedi. Nevfel Hoca, hikayesini şöyle anlatıyor; “Ben 1970’te İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünü(Marmara Üniversitesi) bitirdim. Ben ilk mezun olup buraya geldiğimde İsmail Düzağaç,  Abdurrahman Şeref Fidan bunlar benimle pek aralarında fark olmayan daha önce çeşitli yerlerde, kurslarda öğretim görmüş yetişkin öğrencilerdi. Burada 11 ve 12. Sınıflarda öğretim görüyorlardı. Onlarla birlikte okuyormuş öğrenci gibiydik. Aramızdaki münasebet zaten arkadaş gibiydi. Onlar mezun olup gittiler daha sonra öğretmen olup geldiklerin de biz aynı okulda görev yapıyorduk. Ben 1980’de öğretmenlikten ayrıldım. 1989’un sonunda kültür bakanlığına geçtim. O zamanlar iktidar çok değişirdi. Yine iktidar değiştiğinde bizim tayinimizi çıkardılar. Bilecik’e gittim. O sırada AKÜ kuruluyordu. Bu sırada bende dilekçe verdim uygun konumda çalışmak için, kabul edildim. Fakat ilahiyat fakültesi olmadığı için bana daire başkanı olmamı ve kütüphane kurmamı istediler. Nasıl kütüphane yapılır diye ben araştırmaya girdim. İki tane kütüphaneci uzman verdiler. Bu iki uzman ve kütüphanedeki memurlardan transfer ettim. Daha sonra şube müdürü verdiler. Üniversitenin kütüphanesinde şu anda yeterli miktarda kitap var. Ben sıfırdan başladım emekli olduğumda 8 bin 430 bilimsel yayınımız var. 157 tane de uluslararası dergiler var.2000 yılında emekli oldum. Daha sonra özel bir dershanede görev aldım. Daha sonra 9 yıl boyunca Almanya’da bulundum. Orada görev aldım. Emekli olduk fakat çalışmaya devam ettik. Bir gün beni Milli Eğitim’den çağırdılar.  ‘İmam Hatip ‘in dersleri boş geçiyor oraya gideceksin’ dediler. Tekrar buraya geldiğimde kendi evime geldim. Hatta 9-K sınıfına girdiğimde bir köşeye baktım durdum. Öğrenciler bir şey mi arıyorsunuz dediler. Evet dedim ‘ne arıyorsunuz’ dediler. Kendimi arıyorum dedim. Mesele şu; O sınıfın sol tarafında benim masam vardı arkasında da dolaplarım vardı. Yedinci sınıfa ve okul dışına ben bakıyordum.3 tane müdür yardımcısıydık.7 sene ben oradaki masa da oturduğum için gözüm oraya takıldı”

 

“Hocam benim velimdi”

 

Okulda öğretmeniyle birlikte öğretmenlik yapan, ikinci neslin temsilcilerinden bir tanesi ise Abdurrahman Şeref Fidan.  Öğrenciyken Nevfel Dinç’in kendisinin öğretmeni olduğunu söyleyen Fidan, ‘Nevfel Hoca benim aynı zamanda velimdi’ diyor. Fidan, konuyla alakalı şöyle konuştu; “Okula öğrenci olarak başladığımızda Nevfel Dinç meslek öğretmeni ve idareci idi.

 

Babam bakırcılık işi ile uğraşıyordu bu yüzden okula gelemiyordu. Okula başladıktan bir ay sonra bir hafta sonu Nevfel Hocam çarşıda gezerken babamın iş yerinin önünden geçti. Beni gördü, selamlaştık. Hocamı içeriye davet ettim ve babamla tanıştırdım. Babam okula gelemediğini belirterek beni Nevfel Hocaya emanet etti.

 

Nevfel hoca aynı zaman da benim velim idi. Biz öğretmenlerimizi görünce saygıdan titrerdik ve hala Hz. Ali’nin de ifade ettiği gibi ‘bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum’ aynı şekilde biz öğretmenlerimizi görünce ceketimizi düğmeleriz ellerini öperiz saygıda kusur etmeyiz”


“Dersime giren öğretmenlerin üzerinde idareci oldum”
 

 

İkinci neslin bir başka temsilcisi ise İsmail Düzağaç. Öğretmen olarak İmam Hatip Lisesine geldikten sonra kendi öğretmenlerinin üzerinde idareci olduğunu belirten Düzağaç, “1967-68 öğretim yılında bu liseye geldim. 

 

1974-75 öğretim yılında mezun oldum.1980 de de Afyon Ticaret Lisesinde göreve başladım. 1981 de görevli olarak İmam Hatip Lisesine geldim. Bu süreçte öğretmenliğin yanında idarecilikte yaptım.

 


 Bu liseye geldiğimde öğretmenlerimin çoğu bu okulda idi. Öğretmenlerimle aynı okulda görev almak çok güzel bir duygu kelimelerle anlatılmaz ancak yaşanır.

Esas ilginç olanı 1985’te dersime giren hocalarımın üzerinde idarecilik yapmaktıdedi.

 

“Hocamla görev yapmak çok zor gelmişti”

 

İmam Hatip Lisesi Meslek dersi öğretmeni, ikinci nesil öğretmenlerin öğrencisi Mustafa Akça, üçüncü nesil öğretmenliği temsil ediyor.

 

Fakülte eğitiminin bitmesinden sonra kendi okuduğu Afyonkarahisar İmam Hatip Lisesine öğretmen olarak gelmenin kendisi için gurur verici olduğunu belirten Akça, “Bu okuldan 1986 yılında mezun oldum. Üniversiteden ise 1991yılında mezun oldum. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldum.

 

Üniversite hayatım oldukça güzeldi. Bana hem meslek adına hem hayat adına çok şeyler kattığına inanıyorum fakültenin. Bu okula ilk atandığımda hocamla aynı okulda görev yapmak çok zordu.

 

Önceden aramızda olan hoca öğrenci ilişkisi sonradan iki mesai arkadaşı ilişkisine döndü. Bu anlamda şunu itiraf etmeliyim ki bu süreçte hocalarımız çok yardımcı oldular ondan sonra da yavaş yavaş rahatladım. Hocalarımızla sonradan arkadaş olduk” şeklinde konuştu.

 

 

“Öğrenciyken hep bu okulda öğretmenlik yapmak istemiştim”

 

Üçüncü neslin öğrencisi, dördüncü nesil Meslek Dersi Öğretmeni Elif Çınar ise, okulun en genç öğretmenlerinden bir tanesi.  Kendi okuduğu okula öğretmen olarak geldiği ilk günü anlatan Çınar, ‘İlk gün çok heyecanlandım. Öğrenciyken hayalini kurduğum okula öğretmen olarak gelmiştim’ dedi.

 

Çınar, şöyle konuştu; “İlk gün okula gittiğimde çok heyecanlıydım. Ne yapacağımı bilemiyordum. Okula gittim. Sonra öğretmenlerimiz beni öğretmenler odasına çıkardı ve bütün öğretmenler varken ‘mezun ettiğimiz öğrencimiz şimdi öğretmen olarak geldi’ dediler.

 

Çok stresli ve heyecanlıydım o an. Herkes tebrik ediyor bende o sıra baya küçülmüştüm ama çok güzel bir duygu. Ben burada öğrenci iken de hep öğretmenlerime imrenirdim. ‘Bende burada olmak istiyorum bu tahtaya çıkıp öğretmenlik yapmak istiyorum’ derdim. Ne zaman olursa olsun bu okulda görev yapmak istemiştim.

 

Allah nasip etti ve ilk senemde geldim. Bizim buraya gelmiş olmamız hem öğretmenleri hem öğrencileri etkilediğini fark ettim. Mesela girdiğim sınıflarda ben bu okuldan mezun oldum diyorum öğrenciler baya şaşırıyor. ‘Bizde olabilir miyiz?’ diye soruyorlar.”

 

“İlk gün kendimi öğrenci gibi hissettim”

 

Bir başka dördüncü nesil öğretmenlerinden Hacer Büşra Tosun ise, Elif Çınar gibi üçüncü neslin öğrencisi. Okula ilk gittiği gün kendisini öğretmen değil de öğrenci gibi hissettiğini söyleyen Tosun, “2009 Anadolu İmam Hatip Lisesinden mezun oldum, Sivas Cumhuriyet Üniversitesini kazandım 2013 İlahiyat mezunuyum.
 
 
Şimdi de buradayım. Biz Sümeyye ile sınıf arkadaşıyız. Göreve başladığımda öğretmenler odasına girince kendimi öğrenci sandım özellikle ben Nejla hocaya çok soru sorardım hatta bir keresinde o kadar çok soru sormuşum ki Nejla hocam, ‘Artık bu teneffüs gelme’ demişti.
 
 
Sanki yine Nejla hocaya gidiyormuşum da beni yine yanından gönderecek sanmıştım. Sonra beni görünce Nejla hocam ,’OOO Büşra hoş geldin meslektaşım’ dedi o zaman anladım buraya öğretmen olarak geldiğimi. Benim için çok güzel bir duyguydu” şeklinde konuştu.
 
 
 
 

ANAHABER'İ FACEBOOK VE TWITTER SAYFASINDAN DA TAKİP EDEBİLİRSİNİZ.

963 kez Okundu.
E-posta
Yorumlar