1. YAZARLAR

  2. Fevzi Nuri Kara

  3. Afyon Zafer Anıtı
Fevzi Nuri Kara

Fevzi Nuri Kara

Yazarın Tüm Yazıları >

Afyon Zafer Anıtı

A+A-

Kocatepe ve Büyük Taarruz, ulusal bağımsızlığımızın mihenk taşıdır. Afyonkarahisar’ın Yunan işgalinden kurtarılışı ve Büyük Taarruz’un anısına, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Büyük utkuyu en iyi anlatan anıt” olarak tanımladığı, “Büyük Utku Anıtı”nın açılışı bundan 80 yıl önce bugün, 24 Mart 1936 tarihinde gerçekleşmişti.

Bu vesile ile bugünkü yazımı, gerek felsefenin, sanatın, dolayısıyla kültürlerin beşiği olan Anadolu topraklarında, gerekse Orta Asya’ya uzanan tarihimizde yabancı olmadığımız heykel sanatına ayırmak istedim. Özellikle; Anadolu Uygarlıklarına ait heykel ve kabartmalar; çeşitli bölgelerde bulunan (Göktürk ve Uygur balbal heykelleri ile aynı biçimsel özellikler taşıyan) balballar, Hitit Uygarlığı, Frig Devleti heykel ve kabartmaları, Arkaik Dönem, Klasik Dönem, Helenistlik Dönem ve Roma Dönemine ait dünya tarihinin en güzel örnekleri, dünya tarihinin seçkin mirasını oluşturmaktadır.

Ulusal tarihimizde ise Göktürk Devleti dönemine ait Orhun Abideleri (Tonyukuk Abidesi, Kültigin Abidesi, Bilge Kağan Abidesi) ve balbal heykelleri önemli bir yere sahiptir. Ayrıca bu anıt kitabeler, en eski Türk dilinin taşa yazılı ve edebi metinleri, kaynakları olması bakımından da önemli tarihsel miraslarımız arasındadır. Yine 1958 tarihinde bulunan Kültigin’e ait heykel başı ve Kültigin’in eşine ait olduğu sanılan tahtta oturan kadın şeklinde yontulmuş heykel ile Uygur sanatında (744-1226) o zamana kadar görülmemiş realist heykel sanatının örnekleri, tarihimizde heykel sanatına hiç de yabancı olmadığımızı göstermesi bakımından önemlidir.

Osmanlı tarihinde ise Osmanlı padişahlarından Fatih Sultan Mehmet’in, heykeltıraş Bartelemeo Bellano’ya yaptırmış olduğu kabartma madalyaları ile Sultan Abdülaziz’in, C.F. Fuller’e yaptırdığı, bugün Beylerbeyi Sarayı’nda yer alan bronz döküm atlı heykelini (1871) ve Topkapı Sarayı’ndaki mermer büstünü (1872) anabiliriz. 

Öte yandan, 1882 yılında kurulan Sanayi-i Nefise Mektebi ile heykel sanatçılarımız yetişmeye başlamıştır. Bu sanatçılarımızdan en önemli isimleri İhsan Özsoy (1867-1944), İsa Behzat (1875-1916) Mehmet Mahir Tomruk (1885-1949) ve Nijad Sirel (1897-1959) şeklinde sıralayabiliriz. 

Milli Mücadele sonrası ise tüm yurtta bayındırlık mücadelesi başlatılmış, çağdaş bir anlayışla yeniden planlanan kentlerde sosyal yaşamın bir parçası olan park ve meydanlar önem kazanmış, bu park ve meydanlarda heykel sanatının anıtsal boyutlardaki örnekleri kamusal alanda çağdaşlığın sembolü olarak yerini almıştır. Uzmanlara göre; kaidelerinin birçoğunda Milli Mücadele ve devrimlerin betimlendiği, Atatürk, Cumhuriyet ve Kurtuluş Savaşı konulu bu anıt heykeller, Türkiye’de heykel sanatının gelişiminin başlangıcını oluşturmaktadır. İlk eserlerde teknik imkân ve deneyimler göz önüne alınarak yabancı sanatçılardan yararlanılmıştır.

Cumhuriyet döneminde Türk sanatçılar tarafından yapılan ilk anıt ise; Arif Hikmet Koyunoğlu tarafından yapılan “Zafertepeçalköy  Dumlupınar Şehit Sancaktar Mehmetçik Anıtı”dır. Anıtın hikâyesi, Türk askerinin bayrak ve vatan aşkını göstermesi bakımından çok duygu yüklüdür. Atatürk, 31 Ağustos 1922 günü muharebe meydanını gezerken şehitler arasında düşman topçu mermisinin açtığı çukura gömülmüş, toprağın üstünde katılaşmış kolu ile sancağı dimdik tutan bir sancaktar görür. Olay karşısında duygulanan Atatürk’ün isteği üzerine, mimar Arif Hikmet Koyunoğlu tarafından anıt gerçekleştirilir.

“Afyonkarahisar Utku (Zafer) Anıtı” ise Avusturyalı heykeltıraş Heinrich Krippel tarafından yapılmıştır. Anıt, yine Krippel tarafından yapılan Samsun “Onur Anıtı”nın, Mustafa Kemal’in Samsun’a çıktığı noktaya konumlandırılması gibi tarihi önemi olan bir alana, Büyük Taarruzun planlandığı yere dikilmiştir.

Toplumların sanatla olan ilişkileri, geçmişten günümüze değişik biçimlerde sürmüş ve sürmeye devam etmektedir. Charles Darwin’in tanımıyla yaklaşacak olursak; bilim ve sanat, bir kuşun iki kanadı gibidir. Bu iki kanadı kullanabilen toplumlar uçar ve özgür olurlar. Kanımca, anıt heykeller de gemilere kılavuzluk eden deniz fenerleri gibi, gelecek nesillere tarihimizle ilgili bilgiler ileterek kılavuzluk yaparlar. Bu nedenle anıt heykeller toplumların tarihinin, özgürlüğünün göstergeleri olarak okunmalı ve korunmalıdır.
 

Bu yazı toplam 1320 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.