1. YAZARLAR

  2. Fevzi Nuri Kara

  3. Afyon Lisesi'nden Çağdaş Türk Resmine Uzanan Yolculuk: Nedim Günsür
Fevzi Nuri Kara

Fevzi Nuri Kara

Yazarın Tüm Yazıları >

Afyon Lisesi'nden Çağdaş Türk Resmine Uzanan Yolculuk: Nedim Günsür

A+A-

Tüm nesnelere sevgiyle yaklaşan ressam olarak tanınan, yaptığı eserlere toplumunu, insanını taşıyan bir sanatçı Nedim Günsür. Türk resim sanatında toplumsal gerçekçiliğin başını çeken, Anadolu insanına yönelerek ve onu güncel yaşam koşullarında kavrayarak anıtlaştıran büyük bir usta.

1924 yılında Ayvalık'ta dünyaya gelen Günsür, bebeklik döneminde ailesiyle İstanbul'a taşınmıştır. İlk sanat ateşini, bir sanat aşığı olan ve amatör manzara resimleri yapan babası İzzet Bey’den almıştır. 1937 yılında babası İzzet Bey hayatını kaybetmiş, ardından 1938 yılında ablası Mevhibe’nin Afyon Lisesi’ne atanması ile sanatçının Afyon yılları başlamıştır. Orta öğrenim yıllarında, resimler yapan Günsür’ün yeteneğini, Afyon Lisesi’ndeki öğretmeni fark ederek, O’nu yönlendirmiştir. Günsür’ün sanat eğitimine yönelmesinde etken olan yılları sanatçı şöyle anlatmaktadır.

“Öğrenimime Afyon Lisesi’nde devam ettim. Resmi ve onu sevdirmeyi önemseyen öğretmenimi hiç unutamıyorum... Hatırladıklarım şunlar: bana olan ilgisi, beni resim yapmaya iteleyişi, çocukluğumdaki babamdan oluşan birikimi alevlendirmesi... Okulda en mutlu anlarım resim derslerinde geçiyordu... Ortaokulun son sınıfında, resim öğretmenimizin düzenlediği bir yarışmada aldığım bir armağan üzerine bu, Güzel Sanatlar Akademisi’ni ayrıntıları ile anlatan ve içinde okulla ilgili fotoğraf bulunan bir broşürdü, ressam olmaya karar verdim”.

Bu kararını uygulayan Günsür, 1942 yılında Akademinin sınavlarını kazanarak Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyesine gider. Eyüboğlu’nun yönlendirmeleriyle dokuz arkadaşıyla beraber 1947’de “Onlar Grubu”nu kurar. Gruba sonradan birçok sanatçı daha katılır. Nedim Günsür, Mustafa Esirkuş, Leyla Gamsız, Mehmet Pesen, Turan Erol, Fikret Otyam, Orhan Peker, Adnan Varıca gibi Türk resminin önemli isimlerinin yer aldığı grup, çağdaş sanat anlayışlarını ulusal değer ve konularla birleştirerek, biçimci sanat anlayışı karşısında Anadolu gerçeğini ve motiflerini, tekrara düşmeden ve sanatın plastik dilinden ödün vermeden özgün bir dilde harmanlamışlardır.

1948’de Akademi’nin Yüksek Resim Bölümü’nü birincilikle bitiren Günsür, Fransız hükümetinin verdiği burs ile Paris’e gitmiş, dört yıl Leger ve Lhote atölyelerine devam etmiştir. 1952 yılında yurda dönen sanatçı, Zonguldak’a yerleşmiş, bu dönemde maden işçilerinin yaşamını tuvallerine yansıtmıştır. 1957 yılında yeniden İstanbul’a dönen sanatçının bu kez eserlerinde kırsaldan kente göçün getirdikleri, gurbetçiler, çatılar ve antenler gibi kentsel dokular yansımaktadır. Başyapıtı ise hiç kuşkusuz, Ceyhun Atuf Kansu’nun “Kızamık Ağıtı” şiirinden esinlenerek 1950’de yaptığı “Kızamık” adlı eseridir. Kızamık, bir kış günü Anadolu’nun karla kaplı bir köyünde ölen çocukları konu edinen ve o acıyı içsel bir dille anlatan görsel bir ağıttır.

Toplumun tanığı, görsel sesidir Günsür. Bu yıllar ayrıca, Türk sanatında ulusallık-evrensellik tartışmalarının yapıldığı yıllardır. Türk sanatı üzerindeki Batı etkisinin yadsınmadığı ancak ulusal değerleri öne çıkartarak özgün olunabileceği fikri ağırlıklı olarak işlenmektedir. Ulusal sanat özünü kendi güncel yaşamından, kendi gerçeğinden alan bir tanımdır. Nedim Günsür gibi sanatçılarımız, kendi öz değerlerimizi, gerçeğimizi çağdaş sanatla sentezleyerek bir kültür yaratmışlardır. Fakat asıl sorun, bizim bu kültürü ne kadar bildiğimiz ve yaşattığımızdır. 

Günümüzde dünya kentleri kentsel değerlerini, o kentte yaşamış sanatçıların izlerini koruyarak, yaşatarak, tanıtarak, sokağından, kafesine kadar birçok mekâna isimlerini vererek, müzeler kurarak güçlendirmektedirler. Çünkü kentler kültürel birikiminin taşındığı ve yaşatıldığı merkezlerdir. Günsür için Afyonkarahisar’ın taşıdığı anlam, Picasso’nun gençlik yıllarını geçirdiği kent olan Barselona kadar önemlidir. Fakat bugün Barselona dünyanın en büyük Picasso müzelerinden birine sahiptir ve sadece bu müzeyi görmek için milyonlarca insan bu kente gitmektedir.

Yine, heykel sanatımızın önemli temsilcilerinden İlhan Koman’ın eserleri ülkemizden daha çok, İsveç’teki meydanları süslemektedir. Türkiye’de en bilinen eserleri ise; Anıtkabir’deki Sakarya Savaşı’nı konu alan rölyefi ve İstanbul Levent’te Yapı Kredi Binası’nın önünde sergilen Akdeniz Heykeli’dir. Koman’ın Stockholm’da yaşadığı yıllarda Hulda ismini verdiği tekne evi ise 1986 yılında ölümünden sonra müzeye dönüştürülmüştür. Hulda isimli tekne bildiğim kadar şu an Bodrum Limanı’nda bulunmakta, yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı durumundadır.

Yine, Viyana ve Prag’ı bu bağlamda örnekleyebiliriz. Örneğin, Ludwig van Beethoven’ın “Eroica” (Kahramanlık) senfonisi Viyana’da bir sokağa verilmiştir. Tüm sanat geçmişinin izlerini koruyan Viyana, bugün klasik müziğin başkenti olarak tanınmakta, büyüklü, küçüklü konser salonlarıyla milyonlarca sanatsever turisti ağırlamaktadır. Prag ise Kafka müzesi ile Franz Kafka’yı yaşatmakta, milyonlarca insanı bu sanatçıların imgeleriyle kendine çekmektedir. Hiç kuşkusuz ki bu örnekler çoğaltılabilir.

İlimizde yer alacak kent müzesinde de, Osmanlı İmparatorluğu’nun en büyük hat ustası olan Ahmed Karahisari’nin, önemli sanat üstatlarımızdan Ömer Faruk Atabek’in, sanat ateşini Afyon yıllarında alevlendiren Nedim Günsür’ün ve günümüz Türk resminin önemli isimlerinden Bolvadin doğumlu Yusuf Taktak gibi sanatçılarımızın eserlerinin sergilenmesinin kent imgesi açısından önemli olacağı kanaatindeyim.
 

Bu yazı toplam 271 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.